30 Temmuz 2012 Pazartesi

Ah şu hastalıklar

Uzun zamandır hatta neredeyse bütün kış hiç hasta olmayan kızım yazın ilk günlerinde Haziran ayının ortalarında yine tıkandı...

Yine bir anne olarak en zor günleri geçirdim...

Onun çaresizliği beni herşeyden daha çok üzüyor ve yoruyor...

Bu defa daha öncekilerden daha çabuk atlatmış olsa da yine de hem kendisi hem biz çok hırpalandık...

Ama çok şükür beklediğimizden çok çabuk atlattı ve neredeyse 2. günün sonunda sanki o kadar hasta olan o değilmişçesine koşmaya ve oynamaya başladı...

Biz onun kadar çabuk atlatamadık, günlerin yorgunluğu ve uykusuzluğu bu defa bizi çok vurdu ama onun iyi olduğunu görmek inanın her şeyden daha çok iyi geldi...

Umarım bu son olur, umarım bu duruma bir daha hiç gelmeyiz...

Onu her türlü yaramazlığına razıyım yeterki bu halde oturduğunu görmeyeyim...


Anne-Kız Önlüklerimiz


İşyeriden arkadaşım ve Mor Ülke'nin ortağı sevgili Duygu' dan anneler günü öncesinde aldığım anne-kız önlüklerini bir türlü fotograflayamamıştım.

Beraber bir fotografımız yok malesef ama en kısa zamanda birlikte çekilmiş fotografımızı da çekip siteye ekleyeceğim.

Bir kız çocuğu ile yapılabilecek en eğlenceli şey olan mutfak maceralarımızdan birini yaşamış, kızımla birlikte yine oyun hamuru yapmıştık...

Baksanıza şunun neşesine...






Sanem Teyzemiz İstanbuldaydı...

Mayıs ayında Sanem İstanbul' a kongreye geldi...


Kogrenin Taksim' de olması ve tam o haftasonu açıköğretim sınavlarımızın olması nedeni ile hayal ettiğimiz kadar çok gezemedik ama yine de hakkını verdik...


Cumartesi günü sınav sonrası Sanem' i Taksimden alıp epey gezdik.


Yıllar sonra tekrar PierLotti' ye gittim.


Oldukça güzel bir yer olmakla birlikte bir mezarlığa bu kadar yakın olmak beni biraz rahatsız etse de yine de çok güzel bir gündü...


Pazar günü de Sanem 16:00 gibi biten seminerin ardından Taksimden bizim eve geldi.


Biraz gezip tozduktan sonra çocukluk arkadaşımız olan Serap' ın evine gittik. Uzun süre sonra biraraya gelen çocukluk arkadaşlarının yapacağı gibi bol bol sohbet ettik ve dedikodu yaptık. Alara da Serap' ın oğlu ile oyunlar oynadı...


Dediğim gibi her ne kadar ters bir zamana gelmiş olsa da güzel bir haftasonu oldu...


Alara teyzesini çok seviyor. Bazen biz ona kızınca Sanem teyzemi istiyorum ben diye ağlıyor :)


Sıkça da onu gibi doktor olacağını söyleyip duruyor...


Umarım bu söylemler bir gün gerçek olur, teyzesi gibi başarılı bir doktor olur güzel kızım...

29 Temmuz 2012 Pazar

Tatil_2012

Merhaba,

Gelelim yılın en güzel yazısına...

Siz de benim gibi koca bir yıl çalışıp sadece 2 hafta tatil yapanlrdansanız beni çok iyi anlayacaksınız...

Bu yıl tatilimizin ilk haftasını her zamanki gibi ailemin Kuşadasındaki yazlığında geçirdik. Hem de her zamanki gibi maaile...

Ablam, eniştem ve 3 kızları, ben, eşim ve Alara, bir de annem ve babam...

Babaannemin vefatından sonra sayımız biraz azalmış olsa da hala hatırı sayılır bir curcuna içerisindeyiz...

Tatile dair aklımda kalan en önemli şey bu yıl da annemlerin yazlık komşularından bize en yakın olanlarının yine bir haftalığına memlekete dönmesi yada farklı yerlere gitmesiydi...

Yani kısaca o kadar çok gürültümüz vardı ki bizden kaçtılar yine :))))

Her zamanki gibi tatilimizden bir zerre bile telef olsun istemeyerek 29 Haziran Cuma gününden yollara düştük. Bu yıl annemlere ve ablamlara geleceğimizi söylemeyerek bir süpriz yapmak istedik. Bizi görünce baya sevindiler...

Daha sonraki günlere bakınca aslında birbirlerine oldukça benzeyen günlerdi...

Sabah 7-8 arasında ikizlerin sesleri ile uyanılır.
Erken saatte kahvaltı edilir.
Kahvaltının akbinde mayolarını giyen çocuklar zorla oyalanır.
Çocukların denize gitme isteğinin engellenemeyeceği an denize gidilir.
Denizde bolca çocuklarla oyun oynanır.
Ağlaya ağlaya duş alınır.
Bir kısım öğlen uykusuna yatarken diğer bir kısım çocuklarla sessiz oyunlar oynayarak onları sessiz tutar.
Akşamüstü nihayet çocuklar özgürlüklerini ilan ederek site içinde gezintiye çıkarlar.
Mutlaka bisiklet yada scooter kavgası olur.
Bu tür durumlarda genelde Sanem çocukları kolaçan eder.
Bu boşlukta çay içilir, sohbet edilir yada film izlenir.
Akşam yemeği için hazırlıklar yapılır.
Çocuklar zorla bahçeden toplanır.
İlk önce çocuklar yedirilir.
Ardından onlar çizgifilm izlerken hızlıca yemek yenir.
Akşam meyveler, çekirdekler yenir, sohbet edilir, çocukların uyuması beklenir.
Çocuklar uyuyunca gençler dışarı çıkar, anneanne ve dede çocuklarla kalır...

İşte bu şekilde geçen tatil bitiverir...

Ama bu yılın geçen yıla göre çok artısı var.

Çocuklar birbirleri ile çok güzel iletişim kurdular ve anlaştılar
Eskiye nazaran kavgalar bitti sayılır
Bahçede kendilerini gözettiler ve kendi başlarına idere ettiler
Denizde de durum aynı oldu, kıyıda oyunlarını oynadılar bizi üzmeden...

Her yıl geçen yıldan daha iyi geçiyor.Bakalım seneye nasıl olacak?














Uykucu Güzeli...


Masum ve gülümseyen yüzleri ile bebekler uyurken meleklere benzer...

İnsanlar büyüdükçe masumiyetlerini kaybeder ama bir anne için çocuğunun masumiyeti ölene kadar geçmez...

Onu uyuyken izlemek hayatın en büyük zevki, her ne kadar bir mumyayı andırsada...


23 Temmuz 2012 Pazartesi

Teknoloji ile dans...

Ben ilk bilgisayar tuşuna üniversite 1. sınıfta bastım...

Hoca gelir korkmayın çocuklar basın tuşlara derdi ama bizim ödümüz kopardı ulan yanlış tuşa basıp bozarsak diye...

İlk cep telefonum yine üniversitedeyken 2. sınıf mı 3. sınıfmıydım neydim o zaman olmuştu...

Peki şimdi öyle mi...

Çocuklar ilk yaşlarında tanışıyor her ikisiylede...

Her ne kadar bazı şeylere karşı olsam da devri teknoloji devri ve onlara engel olmak çok zor...

Hiç öyle şu yaşa gelmeden şunu almam tripleri falan da yapmayacağım zira boşuna tükürdüğümü yalamak istemiyorum....

Sadece şunu söyleyeyim, 3 yaşında olup ta bilgisayara telefona oyunlara bu kadar düşkün olan, zor oyunları bile 2 günde çözen bu akıl küpünün ilkokula geldiğinde bizden neler talep edeceğini şimdiden kestirmek çok ta zor değil...

Bakalım bizi neler bekliyor, yaşayalım ve görelim...



Akşama ne yesek :)

Aynı ben...

Annem ne zaman yer sofrasını getirip üstünde bir sebze ayıklamaya kalksa mutlaka ben de yapmak isterdim.

Hatta biraz daha ilerleyen yaşlarımızda annem bir taraftan sebzesini ayıklarken biz de ablamla diğer yandan kendi yemeğimizi yapardık ablamla...

Şimdi benim küçüklüğümün aynısı kızımda...

Ne ayıklarsan ayıkla Alara hop diye yanımda...

Kızım dur, yapma, dağıtma yok asla dinlemiyor beni...

Ben de çok ütüne gitmiyorum. Onun için aldığım saklama kapları ile kendi yemeğini yapmasına izin veriyorum çoğu zaman...

Ama itifar edeyim Alarının arkasını toplamak herhangi bir işi yapmaya çalışmaktan kat be kat zor...

İnsan anne olunca annesini anlar derler ya her gün annemi daha iyi anlıyorum...

Ama bu kadar tatlı bezelye ayıklayan birine nasıl hayr denir onu bilemiyorum :))



Sanatsal Aktiviteler...

İzleyenler hatırlayacaktır Alaranın sanatsal aktiviteleri 1 yaşından sonra evin duvarları ile başladı...

Bir grup insan tarafından sürekli eleştirilsemde, söylenenlere hiçbir zaman kulak asmadım ve onu hiçbir zaman kısıtlmadım...

İçindeki duyguları çizerek dışarı aktarması hoşuma bile gitti diyebilirim...

Hatta bir dönem işten her gelişimde evin bir başka duvarında farklı bir sanat eseri ile karşılaşır olmuştum. Hiç mi kızmadım, yalan söylemeyeyim kızdığım zamanlar da oldu, düşünsenize işten yorgun argın geliyorsun bir de bakıyorsun evin bir köşesinde yağlı pastel boyalarla bir karalama...

Hem de inadına en koyu renklerle çizilmiş...

Sonraları dikkat ettim hepsinin birer hikayesi var. Gelir gelmez bana anlatmaya çalışıyor, işte o zaman anladım aslında onların karalama değil resim olduğunu :)))

O gün bugündür, hiç karşı çıkmadım çizimlerine...

Belki de yarın bir gün başarılı bir ressam olur, yada teyzesi gibi hem kariyer yapar hem de resim ne bileyim :)))

Ama tabi hep duvar resimleri ile devam etmedik. Bir süre sonra sulu boya, parmak boya, keçeli kalem vs derken resim kağıtlarına da terfi olduk...

Şu yazıyı yazdığım dönemde bir süredir resim sanatından uzak duruyoruz, yaz gelip sitenin bahçesinde daha zevkli aktiviteler olduğundan büyük ihtimalle, ama kış ayları için bol bol boya ve resim defteri stoğu yapıcam...

Onun resim çizerkenki mutluluğu inanın her şeye değer...






Fotograf merakı...

Son zamanlarda en büyük merakımız fotograf çekmek...

Hele bir eline geçirsin fotograf makinasını alabilene aşk olsun...

Gerçi hakkını yemeyeyim ilk zamanlara nazaran oldukça başarılı kareler yakalayabiliyor :)

İleride fotografçılığa merak salarsa hiç şaşırmayacağım...

Bakın şu pozlara, bazılarını onun çektiğine inanamayacaksınız...

















Ali Dedemiz...

Son yazımı 15 Martta yazmışım, sonra uzunca bir süre sessizlik...


Sessizliğimin nedeni bu yazıyı bir türlü yazamamamdı...


16 Nisanda FDA denetimimiz olması nedeni ile Mart ve Nisan aylarım oldukça yoğun geçti. Tesadüf bu ya bir de Açıköğretim aradönem sınavları da çıkmaz mı işin içine, yani anlayacağınız tamamen bir çorba durumu söz konusuydu...


O dönemde Devrim ders çalışıyor, Alara Şerife teyzesinde kalıyor, bense neredeyse her gün mesaiye kalıyor, ardından mesai dönüşü kızımı ziyarete gidiyor ve dönüşte eve gidip geç saatlere kadar ders çalışıyor ve ardından biraz uyuyup sabah yine aynı çarkın içine giriyordum...


O dönemde çekilmiş kimselere gösteremeyeceğim birkaç fotograf var ki durumumun vahametini gözler önüne seriyor. (Sapsarı bir surat, çökmüş gözler...)


Denetim öncesi son haftasonunda hem Cumartesi hem de Pazar günü çalışmam gerektiğinden Alara ve babası köye gittiler. 12 saatlik mesai dolayısıyla yorgun geçen bir Cumartesi ertesi sabahın erken saatlerinde uyanmış ve işe gitme hazırlıkları yaparken eşimden gelen telefon beni gerçek dünyaya geri döndürdü...

Eşimin babası ciddi bir kalp krizi geçirmişti ve yoğun bakımdaydı...

Her ne kadar yoğun ve yorgun günlerimin beni yıpratması nedeni ile ısrarla gelmememi isteselerde ben arabaya atladığım gibi Çerkezköye gittim...

Ben onu dünya gözüyle son kez görebildim ama malesef o beni bir daha göremedi...

15 Nisan 2012 Pazar akşamı malesef kaybettik Ali dedemizi...

Keşke o hafta çalışmamış ve eşimle birlikte köye gitmiş olsaydım...
Keşke onunla son kez sohbet edebilmiş olsaydım...
Keşke onunla daha fazla vakit geçirebilseydim...
Keşke Alara ile daha çok fotograflarını çekebilseydim...

Bu keşkeler o kadar uzun ki...

Ama en büyük keşkem kızımla ilgili...

Babamın babası Kazım dedem ben 1 yaşındaykn trafik kazası geçirerek vefat etmiş. Ben onu hiç tanıyamadım. Onu sadece fotograflarda gördüm. Babamdan ve çevremdeki birçok insandan onu ne kadar aydın ve iyi kalpli biri olduğunu dinledim hep ama onunla bir paylaşımım olamadı malesef...

Ve malesef kızım da benimle aynı kaderi paylaşacak...

Ali dedesini muhtemelen hiç hatırlamayacak...

Onu anlattığımızda o da benim gibi keşke yaşasaydı diyecek...

Toprağın bol mekanın cennet olsun Dişçi Ali...

Çok sevdiğin torunun büyüdükçe onu gör, başarıları ile sevin, övün...




Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts with Thumbnails

Bizim aile...