31 Aralık 2012 Pazartesi

İlk uçuk mu?

Merhaba,

Yılın son yazısı sevimli bir kareden olsun isterdim ama malesef öyle olmadı :(
Cumartesi gecesinden beri Alara dudağım acıyor annecim öper misin diyordu. Baktığımda hiçbir şey göremedim ama Pazar sabahı belirgin bir kızarıklık vardı dudağında. Ve acıyor diyordu sürekli...

Aslında bunun uçuk olduğundan emin değilim belki de değildir ama çok kısa bir süre önce eşimin dudağında uçuk vardı ve uçuk virüsünün insanlara küçük yaşta bulaşıp ömür boyunca o dokudan ayrılmadığını ve bu kişilerin dönem dönem uçuk çıkarttıklarını bildiğim için çok endişeleniyorum...

Ben hayatım boyunca hiç uçuk çıkartmadım ama ablamın yüzünde hep uçuk çıkardı. Olmadık zamanlarda yüzünde çıkan kocaman uçuğun ona yaşattıklarını düşününce kızımın dudağındakinin uçuk olmaması için dua ediyorum...

Akşam babası kolonya ile bir kompres yaptı. Uçuk çıkınca yarayı kolonya ile dağlamak iyiymiş. Yavrum benim nasılda ağladı onu kurtarayım diye :(((

Selinin yeni yüzü...

Merhaba,

Eşim Eczacıbaşında çalışıyor...

Bildiğiniz üzere Selin' de onların markası...

Arasıra haftasonu Alara babasıyla işe gider. Yine o gidişlerin birinde kapı girişindeki kocaman Selin sıvı sabun şişesinin önünde vermiş bizim cimcime bu pozları...

Pozu gören pazarlama direktörü bayılmış tabi Alaraya...

İstermisiniz 2013' te Selin' in yeni yüzü olsun bizim cimcime :))))



Açlık zor iş :)))

Merhaba,

Ben de eşim de Alara' yı hiçbir zaman yemek yemesi için zorlamadık.
Alara neyi yemek istediğine neyi yemeyeceğine hep kendisi karar verdi...
Ama kararlarını verirken çok iyi bildiği bir gerçek vardı hep...
Sofra kurulur, o gün ne varsa tabaklara konur, varsa diğer alternatifler de teklif edilir, ama inatla yemek yemek istemiyorsa tamam denilir ve sofradan kaldırılır...

Öyle alayım kaşığı elime çak geldi, kamyon geldi vıdı vıdısı hiç yapmadım...

Sofradan aç kalktığı da gece uyumadan önce karnının guruldadığı da çok oldu...

Ama şimdi yemek yemezse gecenin ilerleyen saatlerinde açıktığından birkaç saat önce akşam yemeğinde tabağında ne varsa yine onu yemek zorunda olduğunu biliyor ve ona göre hareket ediyor...

Bu kare de yine o günlerin birinde çekildi...

Akşam yemeğinde yenmeyen sebzeli bulgur pilavının gecenin saat 22:00' sinde çala kaşık yenmesi...

Eeeee açlık zor iş kapris yapmaya gelmez...

Kartondan evimiz

Merhaba,

Daha önceleri pek çok kez evimizin ortasına kurduğumuz çadırlarla ilgili yazılar paylaşmıştım...

Geöen gün yeni bir aktivite olması için ona şirketten 6 tane koli getirdim. Biraz da koli bandı ile yarı açık güzel bir malikane kondurduk evin ortasına...

İçerisinde oynadık, uyuduk, oyuncaklarımızı da getirdik onları da uyuttuk...

Birkaç saatin sonunda malikanemiz yerle bir olmuştu ama olsun beraber güzel bir gece geçirdik :)))

Kapımız...


Geniş salonumuz...





Veeee enkazımız :)

Sehpa Canavarı :)

Merhaba,

Salon takımımızı alırken bu kadar yaramaz bir bıdığımızın olacağını hiç hesaba katmamışız :)))

Açık renk koltuklar (bir zamanlar açık renk te diyebilirim) ve ortada kocama bir sehpa...

Koltuklarmızı belli aralıklarla yıkatıp küçük yaramazın izlerini üzerinden bir nebze olsun çıkartabiliyoruz ama sehpamızın durumu hakkikaten içler acısı :)))

İşte sehpamız ve suçlu Alara...

Gangnam Alara Style :)))

Merhaba,

Bu yıl hepimizin hayatına cebren ve hile ile giren Gangnam Style şarkısı herkesin olduğu gibi Alara' nın da diline pelesenk oldu :)))

Yaklaşık 2 ay boyunca gangnam aşağı gangnam yukarı oynadı durdu...

İşte bu da Alara tarzı Gangnam Style :)))

video

Büyümüşte küçükmüş :))

Merhaba,

Daha önceki yazımda Alara' nın gözlük özentisinden bahsetmiştim.
Kızımın bir diğer özentisi de benim takılarım, makyaj malzemelerim, kıyafetlerim ve topuklu ayakkabılarım...

Sanırım onun yaşındayken ben ve ablamda öyleydik...

Hatta daha ilerleyen yaşlarımızda annemin nişanlık ve gelinliğini giyer ortalarda salınırdık ablamla birlikte :)))

Alara' da benim takılarım, makyaj malzemelerim, kıyafetlerim ve topuklu ayakkabılarımla pekçok kez arzı endam etmekte şu sıralar...



Oyun hamuru

Merhaba,

Daha önceki yazılarımda oyun hamuru maceralarımızdan bahsetmiş hatta ev yapımı oyun hamuru tarifimi paylaşmıştım...

Tabi sözkonusu Alara olunca tahmin edeceğiniz üzere sürekli oyun hamuru istiyor benden...

Geçenlerde yina oyun hamuru yapalım diye tutturdu, bakalım malzemelerimiz var mı dedim, un, tuz vardı ama boyamız kalmamıştı, ben de gıda boyası olmadan yapmaya karar verdim. Bu hamurumuzun rengi de beyaz oluversin değil mi ama :)))

İşe koyulunca baktım ki Alara illaki kendi yoğurmak istiyor. Nasılsa gıda noyası yok diye verdim hamuru eline...

Sonunda pes edip bana verdi ama gayet güzel bir aktivite oldu ikimiz için de...

O hamurla çok eğlendi ben de kocaman olup hamur yoğurmaya çalışan arada hamur eline yapışınca da azcık daha un lazım deyip sürekli un ekleyişi ile çok eğlendim...

Sonuç mu;

Un ilavesinden taş kıvamına gelmiş, direkt çöpe giden bir hamur :)))

Olsun görevi bizi eğlendirmekti ve görevini yerine getirdi :)))

Beremiz de pek güzel...

Merhaba,

İşyerinden arkadaşım Duygu benim aksime birçok konuda çok maharetlidir...

Şuan keçeden objeler tasarlıyor ve onları Mor Ülke isimli bir siteden satıyorlar, maharetler bununla bitmiyor tabi bir de 3 boyutlu dekopaj çalışmaları var ki yaptıklarını görseniz gözlerinize inanamazsınız...

Çalışmalar için her 2 bloğu da ziyaret edebilirsiniz; hatta şiddetle tavsiye ederim :)

http://morulke.blogspot.com/
http://duygununruyasi.blogspot.com

İşte bu maharetli arkadaşımın iş ortağı çocuklar için çok şirin bereler örüyormuş, görünce bayıldım berelere, hemen bir tane sipariş verdik biz de tabiki pembe olanından :)))

Pembe kalpli gözlüklerim :))

Merhaba,

Neden bilmiyorum ama küçüklüğümde gözlük takanlara çok özenirdim...

Hatta gözüm bozulsun da gözlük takayım diye uğraşmışlığım bile vardır :))))

Neyse ki fazla uğraşmamışım ki hala gözlük takmıyorum hatta birkaç yıl önce doktor sürekli ekrana baktığım için bana gözlük yazmıştı ama takmak istemiyorum diye almamıştım...

Yani anlayacağınız şimdi asla özenmiyorum :)))

Alara' nın da aksesuarlara karşı merakı var. Gözlük te bunların arasında...

Geçenlerda ona aldığım bir takı setinin içerisinden pembe kalpli şirin bir gözlük çıktı...

Hemen alıp gözüne geçirdi. İyi birşey olmadığı için gece o uyuyunca ortadan kaldırdım hemen, birkaç gün sordu ama Allahtan fazla üstelemedi...

İnsan küçükken özendiği yada istediği şeyleri çocuğu da isteyince annesine yaşattığı çileyi çok daha iyi anlıyormuş, test edilmiş ve onaylanmıştır, bilgilerinize...

Babacım beni de götür :)))

Merhaba,

Eşim Kasım ayı içerisinde 4 günlüğüne Fransaya fuara gitti...

Seyahatı için uygun bir valiz bulamayınca absinden valizini istemiş, valizi açıp bakmışlar neler götüreceğim, valiz uygun mu değil mi diye, valizi açtığında valizin içerisine giren ve babasına onu valizde Fransaya götürmesini isteyen biri vardı...

Bilin bakalım o kimdi :)))

Duygu ablamız evlendi...

Merhaba,

Eşimin kuzeni Duygu Kasım ayında evlendi...

Eşimin iş seyahati olması nedeni ile düğüne kızımla birlikte katıldık. Bu düğünde kızım ilk kez gelinlik giydi. Ve bir ilk yaparak onu kuaföre götürdüm...

Aslında ilk etapta o sandalyede sessizce oturacağına çok ihtimal vermemiştim ama kızım beni yanıltarak kuaför ablasını pür dikkat izledi ve asla kıpırdamadı. Saçları zaten kıvırcık ya hafifçe önden topladılar ve kıvırcıkları birazcık belirginleştirdiler o kadar...

Eve gelip gelinliği de giyince havasında yanına yaklaşamadık :))))

Düğün gayet güzel geçti, kalın ve ince 2 tip boleromuz vardı ama koşturmaktan terleyip ikisini de attı. Yakalayıp giydirebilene aşk olsun...

Bir de gecenin finalinde Duygu çiçeğini bekar arkadaşlarına fırlattı. Bilim bakalım çiçeği kim yakaladı?
Mert abisinin kucağında olan kızım düğün boyunca çiçeği gözüne kestirmiş olacak ki bir de baktım çiçeği bizimki yakalayıvermiş :)))

Herşey çok güzeldi ama düğünde bir parça da hüzün vardı benim için...

Biz o gece kayınvalidem ve ben, eşimin teyzesi ve eşinin masasında oturduk. Hastalığına rağmen kızının mutluluğu için düğünün sonuna kadar kalan fedakar bir baba vardı gözlerimin önünde...

Kızının salona bir kuğu gibi girişini, evet deyişini ve ilk dansını gözünü bile kırpmadan izledi, biz de masadakiler olarak sonsuz bir duygu seli yaşadık...

Malesef ben bu yazıyı yazarken eniştemizi kaybetmiş bulunmaktayız. Kızının mürüvvetini gördü ama amansız hastalık onu aldı bizlerden...

Eşim eniştesini çok sever. Babacan, ailede fikrine önem verilen, tabiri caizze tam bir aile babasıydı...

Kızımın dedesini tanımasını istediğim kadar eniştesini de tanımasını çok isterdim ama kısmet değilmiş...

Mekanı cennet olur inşallah...




Ressam kızım :)

Merhaba,

Alaranın astım bronşiti nedeni ile kreşe 3,5 yaşından önce vermek istemedik. Şimdi ise 3,5 yaşını geçti ama bu defa da soğuk kış mevsiminde tamamı hasta olan çocukların arasına onu bırakmak istemediğim için Mart-Nisan olmasını bekliyorum...

Birçoğunuz belki de buna itiraz ediyorsunuz, evet haklısınız ben de kreşin çocuklara çok şey kattığı fikrindeyim ama ne yapayım kıyamıyorum işte minişime :)))

Ama merak etmeyin akşamları minik aktivitelerimiz oluyor kızımla...

Örneğin boyama yapmayı çok seviyoruz. O nedenle sık sık ona boya ve boyama sayfaları alıyorum...

Teyzesi gibi resime meraklı...

İleri de bu konuda bir yeteneği olsun ve teyzesi gibi yağlıboya tablolar yapsın çok isterim...

NOT: Bizimki çok süslü bir ressam, baksanıza şunun pembe ojeli tırnaklarına :)))


Sulu boya çalışmalarımızdan bir kare


Parmak boyası boya çalışmalarımızdan bir kare

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba :)

Merhaba,

O kadar çok yazacak konu birikti ki nereden başlamalıyım hangi sırada yazmalıyım şaşırmış durumdayım...

Hep düzenli olarak bloğa yazmayı hedefliyor ancak yoğun program, koşuşturma, kurs ve evdeki laptopun iflası nedeni ile bir türlü bu konuda başarı sağlayamıyorum...

Yılın son gününe yazmak istediklerimi kayıtlara geçirip yeni yıla temiz bir sayfa ile girmeyi hedefledim umarım bu konuda başarılı olabilirim :)))

İlk yazım Ekimde yazdan kalan güzel günlere ait...

Daha önce birkaç yazımda bahsettiğim üzere Alara atları çok seviyor, ben de onun hayvan sevgisini her zaman destekliyor ve elimden geldiğince ona imkan sağlamaya çalışıyorum. Çok şükür ki evimizin hemen yanında bulunan Viaport alışveriş merkezinde çocukların zevkle ata binebildikleri bir mekan var. Ve her fırsatta soluğu orada alıyorduk. Alıyorduk diyorum çünkü şuan kış ve bir süre atlarımız bizi özleyecek :)))

İşte minişimin ponny' lerle yaptığı küçük gezintiden bir kare...

Onun bu mutluluğu herşeye değmez mi ama :)))

3 Ekim 2012 Çarşamba

Kreş provamız :)

Merhabalar,

2 gün önce (Salı Günü) Şerife ablamız Alara' yı kızının çalıştığı kreş olan "Gülücük Çocuk Bakım Evine" götürdü. Aslında daha öncede birkaç kez kreşe götürmüştü ancak hepimizi şaşırtan bir biçimde Alara ortamdan ve çocuklardan çok sıkılmış ve gidelim diye tutturmuştu.

Bu durum beni çok üzmüştü çünkü önümüzdeki Nisanda onu artık kesin kreşe vereceğiz ve orayı sevmesi bizim için çok önemli...

Neyse ki bu gidiş diğerlerinin aksine oldukça güzel geçmiş. Ben de o gün işten izin alarak Alaranin kolunu kontrol ettirmek için hastaneye götürecektim. Tam da isabet olmuş, kuzucuğumu kreşte görmüş oldum.

Ne kadar mutluydu çocukların arasında anlatamam...

Kreşe giderkende Şerife ablaya hep çok mutlu olduğunu söyleyip durmuş :)

Onu oradan alıp eve götürmek çok zor oldu o kadar diyeyim yani :)))

Anlayacağınız bu defa kreş provamız gayet başarılı oldu :)))



2 Ekim 2012 Salı

Acı bir tesadüf...

Herkese merhaba,

Geçen hafta bakıcımız Şerife hanımın annesinin rahatsızlığı nedeni ile izinli olduğunu ve Alara' nın köyde süperbabaannesiyle kaldığını yazmıştım...

Malesef köyde başına bin türlü olay gelmiş...

Önce mervivenlerden yuvarlanmış ve kaşını fena halde çarpmış. Bu darbe sonucu birkaç gün içinde gözü mosmor olmuş :( Tabi üzülmemem için bana hiçbir şey anlatmamış kayınvalidem.

Ardından Pazar günü kocaman bir arıdan kaçarken bahçede kurulan ve üzeri salça kaynatılan kocaman kuzinenin üstüne düşmüş :(((

Allahıma binlerce kez şükür ederim ki yüzü değil sadece kolu yapışmış, yüzünde herhangi bir yanık yok :(((

Ama 2. derece kocaman bir yanık oluşmuş kolunda...

Maesef ben de tam 3,5 yaşındayken yanık acısının ne olduğunu çok ağır bir tecrübe ile yaşamışım. Benimki çok daha ağır bir vaka idi gerçi. Kocaman tarhana tenceresi üzerime boca olmuş ve vücudumun %60' ı 2. derece yanmıştı. Haftalar süren zorlu bir tedaviden geçip zorla iyileşmiştim. O günlere ait her kareyi hatırlayamasamda bazı sahneleri çok net hatırlarım. Zaten o günlere ait izleri ölene kadar bedenimde taşıyacağım...

Umarım kızımın ömür boyu taşıyacağı bir izi olmaz...


23 Eylül 2012 Pazar

Kutu kutu pense...

Merhabalar,

Şerife ablamızın annesi rahatsızlandığından bu hafta kızım süper babaannesinde kalacak...
Evimiz bom boş ve sessiz...

Her ne kadar işten eve geldiğimde kendime ayıracak vaktim olacağı için mutlu olsam da onun yokluğu içimi burkmuyor değil :(

Ben de fotograflarına bakarak avunuyorum aklıma düştükçe...

Geçen haftamızın kutu boyama aktivitesini de hala kaleme almamış olduğumu hatırladım fotograflara bakınca.
İşte geçen hafta bolca kahkaha eşliğinde boyadığımız kutumuz :))))

(Fikir işyerinden arkadaşım sevgili Duygu' dan tabiki. Kendisi 3 boyutlu dekopaj çalışmaları yapan el becerisi ve hayal dünyası sinir bozucu düzeyde yüksek bir şahsiyet :))) Mükemmel çalışmaları var ve bu çalışmalarını http://duygununruyasi.blogspot.com adresinde yayınlıyor. Hatta benim için hazırladığı kutuyu http://duygununruyasi.blogspot.com/2012/09/sade.html adresindeki yazı ile paylaşmıştı. Bize ilham oldu derken onun tırnağı kadar güzellikte bir çalışma çıkarttıysak ne mutlu bize :)))

Kutudan ziyade geçirdiğimiz zaman mükemmeldi :)))







El Emeği Göz Nuru

Merhabalar,

Son zamanlarda sevgili arkadaşım Duygu' nun sayesinde kızımla beraber ona bir toka kutusu alarak boyadık ve çok keyif aldık. (Boyama maceralarımızı bir sonraki yazımda sizlerle paylaşacağım) Yine Duygu' nun yönlendirmesi ile Bilgenin Gemisi isimli blogla tanıştım...

Tasarım, dekopaj, ahşap boyama, dikiş, nakış bu tür becerileri olan insanlara hep gıpta ile bakmışımdır. Aslında el becerime güvenirim ama şimdiye kadar hep çok yoğun çalıştığımdan bu tür aktivitelere çok zamanım olmadı. İleride hayat beni nerelere sürükler bilemem ama şimdilik bu tür hamarat bayanların bloglarını takip ederek hayatıma devam edeceğim :)))

Sizde takip ederseniz farklı nesnelerden neler yapılabileceğini, hayal gücünün sınır tanımadığını göreceksiniz...

http://bilgeningemisi.blogspot.com/

18 Eylül 2012 Salı

Miniminnacık :)

Merhaba,

Gün geçmiyor ki Alara yepyeni kelimeler öğrenmesin...

Bu günün bombası da miniminnacık :)))

İş dönüşü birkaç yere uğrayınca eve geliş saatim 20:00 civarıydı. Gelir gelmez Alara' nın ablukası altına alındım her zamanki gibi...

Bıcır bıcır birşeyler anatıyordu bana her zamanki gibi...

Önceki yazılarımdan da hayırlayacağınız üzere kızımın bir hayvan takıntısı var. Her türlü mahlukat için tahmini imkansız bir sevgi besliyor...

Bu gecenin konusu ise miniminnacık örümceklerdi...

O anlattıkça kızımın ne kadar büyüdüğünün farkına vardım...

O benim miniminnacık kızım değil, kocaman kızım artık :)))





16 Eylül 2012 Pazar

Sanatsal aktivitelere devam

Merhaba,

Vakti zamanında tiyatroya duyduğum ilgi, 3 yıl süren tiyatro tecrübem ve akabinde gerçek bir mesleğim olması gerektiğini düşünen babamın tiyatro ile olan bağımı sonsuza kadar koparması...

Ona kızamıyorum, benim iyi para kazanan, ayaklarının üzerinde duran biri olmamı istedi sadece ama bu yaşadıklarım Alaranın sanata olan ilgi kıvılcımlarını hisettiğim anda ona o konuda imkan sağlamama neden oluyor...

İlgi duyduğu konularda onu cesaretlendirmek istiyorum hep...

Önce duvar boyamaları ile (ilgili yazı için buraya tıklayınız) ardından boya kitapları ile devam eden sanatsal aktivitelerimize yenilerini ekledik dün akşam...

Ona simli tükenmez kalemlerden almıştım, bir de cicili bicili bir kapağı olan basit bir kareli defter...

Saatlerce hayal dünyasından resimler yaptı bize ve ilk defa o resimleri dolabın üzerine asmamızı rica etti, biz de onu kırmadık ve dolabımızı resimleri ile donattık.

Onun mutluluğu, gözlerinin içindeki pırıltı, herşeye değer...

Ayı su sebili

Merhaba,

Bir biyolog olarak su sebilleri beni hep korkutmuştur. İyice temizlenip düzenli olarak dezenfekte edilmeyen sebillerin kolayca mikrop yuvası olacağını biliyorum. O nedenle eşimin ara ara talep etmesine rağmen eve bir sebil alınmasına hep karşı çıktım.

Bir nedeni de Alaranın hem soğuk su hem de elini yakabilecek sıcaklıkta bir suya kolayca erişebilir olmasının beni korkutmasydı.

Ama geçen gün bir markette gördüğümüz ayı şeklindeki küçük su sebilini almam yönündeki yakarışlarına karşı koyamadığım için artık bizim de bir su sebilimiz oldu...

Mutfağımız dar olduğu için sebili koyacak müsait bir yerimiz yok aslında. O nedenle sebilin yerini ara ara değiştiriyorum ama nafile annecim  benim en iyi arkadaşım deyip sebilini mutfağın baş köşesine yerleştiriyor hep :)))

14 Eylül 2012 Cuma

Haftasonu At Çiftliğindeydik

Merhabalar,

Geçtiğimiz Pazar sabahı hem kahvaltı hem de ormanda at gezintisi içeren bir organizasyona katıldık...

Tahmin edebileceğiniz üzere Alara kahvaltıdan çok etrafta dolanıp duran atlarla ilgiliydi...

Zar zor yenen bir kahvaltının akabinde hepimiz kasklarımızı takmış Alara bir pony' ye biz se eşimle boyumuzdan büyük kocaman atların tepesine tabiri caizze resmen tırmanmıştık :)))

Yine tahmin edeceğiniz üzere o kocaman attan korkmak şöyle dursun, Alara nın mutluluğu ve şen kahkahaları ortalığı çınlattı...

Açıkçası bir seyis tarafından tutulmasına rağmen atın yaptığı acayip sinek kovalama hareketleri yarım saat süren gezimizin yarısının yüreğim ağzımda geçmesine neden oldu...

Alara ise tüm gezi boyunca hem atı ile hem de seyis amcası ile sohbet etti, inanılmaz eğlendi...

Yaza veda edip sonbaharın ilk günlerini yaşadığımız şu günlerde, şansımıza yazdan kalma güzel bir hava ile son derece keyifli bir Pazar günü geçirmiş olduk...

Annecim biraz konuşalım mı?

Merhabalar,

Son zamanların favori sorularından biri de "Annecim biraz konuşalım mı?"

Uyku öncesi yatakta birlikte zaman geçirmeyi çok seviyoruz. Tabi tahmin edilebileceği üzere Alara uyumasın diye bin dereden su getiriyor...

Annecim masal anlatır mısın?
Tamam kızım ne masalı anlatayım, prensesli olanı mı?
Hayır annecim kedili olanı
????!!!! Kızım kedili masal ne?
Annecim hani vardı ya kedili masal
Annecim ben o masalı bilmiyorum
Hııım o zaman aslanlı olanı anlat
????!!!!

Aslında onun derdi masal falan değil sadece hayvanlardan bahsedelim istiyor...

Bir insan hayvanları bu kadar mı sever...
"Annecim biraz konuşalım mı?" sorusunun akabinde konu her zaman hayvanlara geliyor...

Annecim aslanlar ne der?
Peki maymunlar ne der?
Peki koyunlar ne der?

Eeee ne var canım iki taklit yapıver diyorsunuz ama bu soruların hem sonu gelmiyor hem de bir biyolog olarak bile çaresiz kaldığım noktalara gelmek uzun sürmüyor...

Nasıl mı?
Sorular tıpkı sınavlarda olduğu gibi ilk 3-5 kolay sorudan sonra zorlaşıyor

Peki annecim örümcekler ne der?
Bilmiyorum
Peki iguanalar ne der?
Bilmem ki
Peki o zaman zürafalar ne der?

Eh be kızım, sen bana bu kadar eziyet ediyosun ya, büyüyünce hayvanlardan kork ben sana bu günlerini hatırlatmaz mıyım :)))))

Annecim beni neden hapsettiniz?

Merhabalar,

Birikmiş anılardan devam ediyorum...

Son zamanlarda Alaradan duyduğum ve beni çok etkileyen sorulardan biri oldu "Annecim beni neden hapsettiniz?" sorusu...

Evimizin amerikan mutfak yani oturma odası ile mutfağı birleşik olduğundan Alara yürümeye başladığında mutfakla oturma odası arasına bir kapı takmak zorunda kalmıştık. İlk zamanlar kolay olsa da büyüdükçe sistemi çözüp kapıyı açmaya başlamıştı tabi ama 1,5 yıl kadar farklı tip kapılar kullandık.

İşte son kapımızın önünde çekilmiş bu sevimli pozu ilk gördüğünde Alara o kadar üzüldü ki fotografı her gördüğünde "Annecim beni neden hapsettiniz?" diye sorup duruyor...

Bir miktar anlatmaya çalıştık ama henüz bize olan kızgınlığı geçmedi. Ama haklı çocuk ya, valla da hapsetmişiz :)))

13 Eylül 2012 Perşembe

Baleye devam

Merhaba,

Temmuz ortasında acaba olur mu diyerek başladığımız bale hayatımızın en önemli aktivitelerinden biri olup çıktı :)))

İlk hafta hareketleri yapamadığını söyleyerek mızırdanan gştmek istemeyen çocuk gitti yerine her sabah annecim bugün baleye gşdecek miyiz diye soran biri geldi...

Kursta ebeveynleri içeri almadıkları için içeride ne yaptığına dair bir fikrim yok ama her defasında annecim çok eğlendim diye hoplaya zıplaya gelmesine bakılırsa artık hareketleri yapabiliyor olsa gerek :)

Ara ara bize ufak çaplı gösteriler yapıp hatta bazen ayağımı başıma değdiremeyişime çok şaşırsa ve beni onun yaptıklarını yapmak zorunda bırakıp maymuna çevirse de yine de baleden sonra hareketlerine gelen estetik nedeni ile herşeye razıyım. Olur mu öyle şey daha 2. ayda kendini gösteri mi bu estetik demeyin, şu duruşa şu pozlara bakın da öyle karar verin.



 
 




Bayramda süper babaannedeydik

Merhaba,

Mevcut koşuşturmaya evdeki bilgisayarın Alaranın hışmından nasibini alan ve isyan bayrağını çekerek artık çalışmayan tuşlar eklenince yazılması gereken yazılar listem uzadıkça uzadı...

İpin ucunu daha fazla kaçırmadan bir yerlerden başlamalıydım kısmet bugüneymiş...

İlk yazım bayram tabiki...

Ramazanın ardından iple çektiğimiz bayram gelmişti. Gelmişti gelmesine de bana çok ta hayırlı olduğunu söyleyemeyeceğim :(

Bayram sonrası 3 gün için Şerife ablaya izin verdiğimizden ve kendimiz izin alamadığımızdan bayram sonrası Alara babaannesinde kalacaktı. O nedenle kocamaz bir valiz hazırlayıp Cuma akşamı iş çıkışında köyün yolunu tutmuştuk, kayınpederimin vefatından sonraki ilk bayram olması nedeni ile hepimiz için ayrı bir manası vardı...

Bu arada tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım 6-7 aydır Alara babaanne demiyor sürekli süperbabaanne diyor :)))

Cumartesi günü arifeydi, oruçluydum fakat o kocamaz valizde kışlık doğru düzgün birşey olmadığından mecburen alışverişe çıkıp, sıcak, kalabalık,bunalma, klima dörtlüsü de bir araya gelince hasta olmak kaçınılmaz oldu...

Özel bir bayramdı ama bayramdan aklımda kalan tüm vücudu ağrıyan ve eline yapışmış mendille burnu palyaçolar gibi kıpkırmızı olan bir ben...

Benim için öyleydi tabi ama Alara için süperdi tabi, cici tüllü elbiseler, bol bol şeker ve çikolata, etrafında pervane olan eş dost ve akraba...

Bir de her istediğini yapan emrine amade bir süper babaanne :)))

Bense Salı akşamüstü eve dönüş yolunda hala ilk günkü kadar hastaydım :(

Daha biz yoldayken mesajla gelen fotograf ise tam anlamıyla içerisinde olduğum uyuşukluk halini üzerimden atmamı sağladı :)))


Bu kızın köpek sevgisi beni kalpten götürmezse iyi :)))

Neyse gelelim konuya...

Alarasız geçen 3 gece 3 gün hastalığım nedeni ile tam istediğimiz gibi geçmese de evdeki huzur ve sessizlik bile karmaşa içinde geçen yaz tatilimizden sonra iyi geldi valla

Cuma akşamı iş çıkışında Alarayı almak için yeniden köydeydik bu defa süperbabaanne ve amca da hastaydı, mikroplarım evin her yerindeydi yani :)

Bir sonraki haftaya Şerife ablanın da tatilinden hasta dönmesi ile hasta modu doruklara ulaşsa da bu süreçten hasta olmadan çıkmayı başaran kızımı tebrik ediyorum :)))

31 Temmuz 2012 Salı

Ah şu bilgisayar oyunları...


Son zamanlarımızın favorisi bilgisayar oyunları...

Her akşam yarım saat kadar oyun oynuyoruz...

Çeşitli alternatifler var, yemek yapma, oje tasarım, parti için kızları giydirme, ütü yapma vb ama bizim favorimiz dağınık oda toplama...

Acaba ileride kendi odasını toplatmamda oyunla karışık bir kurgu geliştirebilir miyim diye düşünüp onu yönlendirdiğimden falan değil yani :))))

Oyun çok basit ama gayet eğlenceli. Seçtiğiniz zorluk seviyesine göre size odayı toplamanız için zaman tanıyor. Oyundaki karakteri yönlendiriyorsunuz. Süre içinde işinizi bitirirseniz çocuğun annesi kapıdan görünüp teşekkür ediyor. Süre dolar ve siz işinizi bitirirseniz çocuğun annesi yine geliyor ama bu defa hayal kırıklığına uğradığını söylüyor...

Ama bütün bu konuşmalar hem ingilizce...

Dün akşam yine oyun oynuyorken birden deli gibi ağlamaya başladı...

Ağlama ve feryatların arasında seçebildiğim cümleler:

- Annecim ben başaramadım...
- Allahım yapamıyorum...
- Annesi geldi bana bağırdı...
- Ben hiç yapamıyorum...
- Allahım ölücem ben...

Çocuğum ne kadar içlendi yenildiği için anlatamam. O kadar çok ağlıyordu ki onu susturmak için devreye girdim. Göster bana o anneyi saçını başını yolarım annecim ben onun. Kızımı üzemezsin derim o da gider dedim.

Annecim ben yapamıyorum, sen oyna dedi, ben de geçtim PC başına defalarca oyunu oynadık, inanın onu artık oynamamaya ikna edene kadar akla karayı seçtim ama sonuç: annesi hiç kızmadı bize :))))


Köpük Banyosu İsteyen :))


Bildiğiniz üzere blog yazılarına bir süre ara vermiş ve son 4 ayda yaşananları sıra ile yazmaya başlamıştım. Fakat nedense aslında hafızamdan asla çıkmayan bir sahneyi yazmayı atladığımı fark ettim...

17 Haziran 2012 Pazar...

Çerkezköyden eşimin arkadaşı Can, eşi Tuğba ve oğulları Burak ziyaretimize gelmişlerdi...

Sohbet, muhabbet, gırgır şamata derken güzel vakit geçirdik...

Sonra Burağa ayakkabı bakmak için Tuğba ile Viaporta gidelim biraz dedik. Çocukları beylere bırakarak...

Yaptığımız büyük hatanın farkında olmadan güzel güzel gezip tam da yorgunluk ve keyif kahvelerimizi yudumluyorduk ki evden telefon geldi. İsterseniz eve gelin diye...

Israrlarımıza rağmen bize ipucu vermediler, tek söyledikleri eve gelince biraz işiniz var demekti...

Sanırım anın büyüsünü bozmamak istediler...

İşte eve gelindiğinde karşılaşılan manzara :)))





30 Temmuz 2012 Pazartesi

Baleye başladık...

Biliyorum Alara henüz daha 3,5 yaşında bile değil...

Çok erken diyenlerin seslerini duyuyor ve hak da veriyorum ama son 6 ay neredeyse her günüm bale yapmak istediğini haykıtan kızıma bunun için henüz küçük olduğunu anlatmakla geçti...

En sonunda onun isteğini ve hevesini kırmamak için kabul ettim fakat gel gelelim bu defa da kurslar bizikabul etmedi :(

Ara sor ara sor derken en sonunda Pendik Kültür ve Sanat Derneği yakarışlarımı duydu ve bizi deneme dersine davet ettiler...

İşin içerisine o kadar çok girmiştim ki kurs araştırırken bu defa ben Alara' dan daha çok hevesliydim...

Ona hemen tüllü etek ve yüzücü tarzı kürek kemikleri açıkta badiler aldım ve ilk derse gittik.

İlk ders olmasına rağmen çocukların konsantrasyonunun bozulmaması için içeri almadılar. Ama ders çıkışı bana anlattıkları:

Anne ben küçük olduğum için hareketleri yapamadım ama burayı sevdim.
Öğretmenim beni çok sevdi, ben de onu sevdim
Çenemi çarptım çok acıdı, anne diye ağladım, ama öğretmenim öptü ve geçti :)))

Hocamız henüz erken olmakla birlikte birkaç ders sonra adapte olacağını düşünüyorum deyince kaydımızı yaptırdık ve resmen baleye başlamış olduk...

Pisi pisiler, tüllü etekler ben ondan daha hevesliyim....

Bakalım geçtiğimiz Cumartesi 2. dersimize gittik ve gayet iyi gidiyor şimdilik...

Belki de ileride başarılı bir dansçı olur kim bilir...



Meşhur beyaz atımız...


Viaportta ata binmek son zamanların favori aktivitesi oldu...

Beyaz at aşağı beyaz at yukarı...

Her hayvanı çok seviyoruz ve hiçbirinden korkmuyoruz...

O kocaman ata binerken hiç korkmaz mı insan...

Dün akşam annecim beyaz atı satınalıp bizim eve getirebilir miyiz diyordu, yanıtımın hayır olması onu epey üzdü ancak onu sık sık ata binmek üzere Viaporta getireceğime söz verdiğim için beni affetti :))))


Lunaparksız olmaz, yaşayamayız...

Allahtan evimizin çok yakınında lunaparkımız var...

Haftada bir gün uğrayıp halini hatırını soruyoruz oyuncakların...

Tükenmek bilmeyen enerjisini görünce, ona her defasında hayran kalıyorum...








Kokoşluk başka birşey


Fiziksel olarak eşime benziyor olsa da kızımın birçok hareketi aynı ben :))

Eskiden yapmaya bayıldığım her şeyi Alara da yapıyor ve ben nedense ona kızamıyorum. Nasıl bir hevesle yaptığını bildiğimden ve hatırladığımdan onu serbest bırakmak istiyorum...

Bu bahsettiğim davranışların başında tabiki makyaj yapmak ve süslenmek geliyor...

Ben nereye saklarsam saklayayım sanki makyaj malzemelerinin kokusunu alıyor, bir çırpıda bulup çıkartıveriyor sakladığım yerden...

İnanın bana son 6 aydır makyaj çantamı oradan oraya köşe bı-ucak kaçıkmaktan kendim bile makyaj yapmaz oldum :)))

Birçoğunuz aman ver o zaman çocuk oynasın diyeceksiniz ama çocuk işte sınırı yok ki hiç. Geçenlerde eline verdiğim ruju suratının her yerine sürmüştü...

Hele ojeler en tehlikelisi. Sadece kendi parmaklarına sürse iyi bebeklerine eşyalarına her yere sürmek istiyor...

Bir de taçlarımız var tabi...

Beni tanıyanlar bilir her kıyafetime uygun birsürü tacım vardır. Şimdi ne zaman kendime bir taç beğensem kızıma da bir tane alıyorum. Onun bile normal bir insanın sahip olabileceğinden oldukça fazla tacı var. Ama benimkiler elbette çok kıymetli...

İşe giderken taç çekmeyesini açınca eğer uyanıksa kesin taç kavgası yapıyoruz, o senin tacın hayır benim tacım diye :)))

Tamam süslenmeyi severim, hatta gençliğimde makyajsız bakkala bile gitmezdim ama bu yaşlarda henüz makyajdan süsten falan anlamazdım.

Sanırım boynuz kulağı daha şimdiden geçecek...

Eeee kokoşluk başka birşey...

Eller ve ayaklar daima ojelidir...


Siz hala farı sadece gözünüze mi sürüyorsunuz?

Misafir ol gel bana börekler açarım sana...

Anılarımı sonradan yazıya döktüğüm için bazı olayların tarihlerini hatırlayamıyorum malesef...

Yaz başında bir gündü fakat tam tarih hatırımda kalmamış...

Bakıcı ablamız Şerife hanım ara ara Alarayı gezmelere götürüyor. Yine o günlerden birinde kızımla birlikte sabahtan Şerife hanımın ablasının Sultanbeylideki bahçeli müstakil evlerine gitmişler kahvaltıya...

E tabi orada da bir sürü çocuk olunca Alara geri dönmek istememiş. İş çıkışı beni de davet ettiler. Eşim zaten işten geç çıkacağı için atlayıp gittim. Hep beraber ekmek yapıyorlardı...

Bizim ki e meraklı tabi almış eline bir parça hamur açmaya çalışıyordu. Umarım ileride bu isteği hala olur ve marifetli, eline merdane yakışan bir kız olur :))))

Benim gibi sonradan öğrenmez yemek yapmayı :)))


Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts with Thumbnails

Bizim aile...