27 Şubat 2010 Cumartesi

Kısa sürede çok iş :)))




14 Şubatta ilk dişimizin müjdesini almış ve acaba 2. ve diğerleri için de bu kadar çok bekleyecek miyiz diye düşünmüştüm ama şükür ki düşündüğüm gibi olmadı. İlk diş için 3. ayından itibaren bizi bekleten kızım bu defa bizi şaşırtarak "kısa sürede çok iş" ilkesi ile 1 hafta bile dolmadan 2. dişini 2. hafta bitmeden de 3. dişini çıkartmaya başladı.




İnternetten epey araştırdım normal sıralamaya uymuyoruz ama illaki normal sıralamada çıkmasını beklemeyin dediği için dert etmedim.




İlk olarak ön üst 2. olarak ön üstün diğer çiftinin yanı 3. olarak ta alt ortalardan biri çıkıyor.




Neyse canım çıksınlar ev sağlam olsunlar da başka birşey istemem :)))

18 Şubat 2010 Perşembe

Diş buğdayı kurabiyelerimiz...









Sonunda...
"Kızımın dişleri çıksada şu kurabiyeleri yapsak" dedim dedim sonunda yapabildim.

Sağolsunlar Şerife abla ve kızı Mesude' nin hakkını ödeyemem. Ben işten dönene kadar diğer ikramları ve diş buğdayı kurabiyelerimizin kurabiyesini hazırladılar. Ben gelince de şeker hamuru ile süsledik ve işte bu şirineler ortaya çıktı.
Bu güzellikler için saat 2 ye kadar ayakta kalsamda finalde değdiğini kesinlikte söyleyebilirim.
Çok beğendim.
İşyerimde dağıttığım ve tadan herkes de çok beğendi.
Kızımın tüm dişlerinin biran önce ve kolayca çıkmasını diliyorum.




14 Şubat 2010 Pazar

Hoşgeldiniz kızımın inci dişleri...















Yine uzun süredir yazamıyorum...
Her yazışımda bir daha ki sefere önemli olayları biriktirmeyeceğim diyorum ama yoğunluktan yine beceremiyorum...
Neyseki bu defa kızımın ilk dişini tam zamanında yazıya dökebileceğim :)

Önce kısaca geçen haftadan bahsetmek istiyorum...
6 Şubat Cumartesi Etilerde Erberk ajansın fotograf çekimindeydik nihayet...
Nihayet diyorum çünkü 23 Ocakta kar yağışı nedeni ile ertelenen randevumuzun ardından yeni randevuyu almak için 1 hafta da sistemsel hatanın çözümlenmesini bekledikten sonra sonunda başarabilmiştik çekimlere gelebilmeyi. Kızım için 5-6 çeşit kıyafet götürdüm ama yanlız ayakta duramadığı için sadece 2 elbise ile ve büst şeklinde fotograf çekildi. Pembe yakalı ve kırmızı tüllü elbiselerini giydirdim. Herkese yavrusu güzel görünür tamam ama benim kızım vallahi de çok güzel yaaaa :) Ajansta hakikaten çok tatlı bebekler vardı hele bizim önümüzde çekimi yapılan bir ufaklık vardı adını anımsayamıyorum bukle bukle kıvrcık saçları ile çok sevimli bir delikanlıydı ama kızımın hakkını da yememek lazım.
Maşallah tüm fotograflarda da gamzelerini çıkartmayı ihmal etmedi tatlı meleğim. Zaten herkes o kadar çok beğendi ki bizim fotograf çekimimiz sırasında izleyiciler epey çoğaldı :))
3 yıllık sözleşme imzaladık. Bakalım bundan sonra reklam yada dizi tekliflerini değerlendireceğiz duruma göre :)))))

Gelelim asıl mevzuya...
Bugün 14 Şubat 2010...
Sevgililer günü...
Maaile kendimizi attık dışarı...
Önce Tuzla Balıkçısında güzel bir ziyafet...
Ardından Praktiker ve İkea da biraz alışveriş biraz gezmece...
Madem gelmişken yukarı çıkıp Meydanda da gezelim diyoruz ama hafiften yağmur atıştırıyor neyse içeri girelim bari diyoruz. Girmişken de Reale uğruyoruz. Ben meyve sebze reyonunu bir aşağı bir yukarı gezerken babası tüm gün ilginç bir biçimde huysuzluk yapan ve ağlayan kızımı oyalamaya çalışıyor...
Tam bu sırada da müjdeli haberi alıyorum...
Kızımın ilk dişi çıkmış sonunda...
Hani hani nerde nerde bende görmek istiyorum...
Aaaaaa ilk diş dediğin altta çıkmaz mı?
Ama bu diş yukarıda...
İnternetten araştırıyorum hemen neyseki genelde ilk olarak alt ortalar çıksada bazen üstlerde çıkabiliyormuş....
Şimdi sıra geldi aylardır kızımın dişlerini bekleyen meşhur diş kurabiyelerini yapmaya...
Bakalım becerebilecekmiyim?
En iyisi Şerife ablanın da desteği ile hafta içi bu işi bitirmek
Hem işyerinde dağıtırım hem de haftasonu köye gidersek oraya götürürüm...
Hadi bakalım bana kolay gelsin...
Bundan sonraki ilk yazıyı çoooook güzel olan diş kurabiyelerim için yazarım inşallah :)))

İnci gibi güzel ve en az teyzesininkiler kadar sağlam dişleri olur kızımın inşallah...
Ağrısız sızısız biran önce çıksınlar inşallah...

9 Ocak 2010 Cumartesi

Hoşgeldin 2010...

Birlikte ilk yılbaşı...


2008'den 2009' a geçerken de birlikteydik ama o zaman kızım farklı bir boyuttaydı...

Şimdi ise hep birlikteyiz...


Aslında plan evde oturup pijama, terlik, TV üçlemesini gerçekleştirmekti ama son anda plan değişti ve kendimizi Ispartaya doğru ablamlara giderken bulduk...


Akşam erken saatte orada olabilmek için işten 14:00' te çıktım. Kızımla babası beni işten aldılar. Kızım mışıl mışıl uyurken biz epey yol katettik...


Yolculuk 7 saat sürdü. Ev beklediğimiz gibi şenlik yeri gibiydi. İkizler ve Yarenin cıvıltısına kızımın çığlıkları da eklenince ekip tam anlamı ile tamamlanmış oldu...



Bu arada yılbaşı münasebeti ile diyete bir günlük mola vermiş ve öğle arasında departmanca gittiğimiz restorantta tıka basa doyurmuştum karnımı. 1 aydır sayıkladığım künefeyi ise akşama saklamıştım. Tutturdum tabi bana künefe alın diye :)

Neyseki Halil ve Dewrim gidip buldular şöyle dondurmalı mis gibi bir künefe ziyafeti çektim kendime...

Bundan sonra 59 rakamını tartıda görene kadar yine ağzıma tatlı birşey sürmek yok...



Yeni yılın ilk dakikalarında Aydındakilerle de msn' den görüntülü konuştuk. Dedemler ve teyzemler bizdelermiş. Hepsini gördük.



Teker teker çocuklar uyudukça etraf sessizleşti epey, gerçi kızım arabada azcık uykusunu aldığından ve değişik ortamı inceleme çabasından uyumamak için epey direndi ama en sona kalsa da eli mahkum uyudu...



Çocuklar uyuyunca biraz sohbet etme fırsatımız oldu. Ama tüm gün çoluk çocuk çığlığı duymaktan halimiz kalmayınca bu defa biz yetişkinler uykularımıza yenik düştük.

İlk ben pes ettim...

Sanırım saat 1:30 falandı uyuyakalmışım. Neyseki kızım geç yatmanın da etkisi ile sabah 9' a kadar uyudu...


Tatilin geri kalanı nasıl geçti çok net hatırlayamıyorum. 4 canavar. Oraya koştuk, buraya koştuk, şuraya koştuk...

Sadece 1 saatliğine canavarları evde bırakıp ablacığımla baş başa Isparta sefası yapabildik hepsi o kadar...

Neyse tek onlar sağ olsun, daha çooooook yılbaşılar, tatiller geçecek inşallah...

28 Aralık 2009 Pazartesi

Kızımın 9. ay doktor randevusu...
















Nerdeyse 1 aydır yazamıyorum...

O kadar çok yazacak şey varki aslında nereden başlasam bilemiyorum...

Malum zaman dar iş-ev-Alara üçgeni tüm hayatımı ele geçirmiş durumda, bu nedenle geçen 1 ayı kısaca özetlemek istiyorum...



Öncelikle diyet günleri son hızıyla devam ediyor. Gerçi son hız dediğime bakmayın biraz hız kesti kilo kaybım ama yine de idare ediyorum. Bu ilk ayımdı (gerçi henüz ay tamamlanmadı ama ) ve ben 5 kilo verdim bile. İşe başlarken aldığım pantolonlar artık belimden düşüyor. Hatta bu akşam denediğim birkaç parça kıyafet üzerime olunca ne kadar fark ettiğini bir kez daha anladım...

Önümüzdeki ay yine azimle diyete devam edeceğim. Umarım bu defa da 5 kilo kaybedebilirim.



Dediğim gibi aslında bu ay birçok ilki yaşadık. Bunlardan beni yerle bir edeni kızımın ilk hastalığı oldu....

17 Aralık günü öğleden sonra Şerife ablayı arayınca kızımın hafif ateşli olduğunu öğrendim. Açıkçası fazla önemsemedim. Zaten Şerife abla da çok endişeli değildi. Diş çıkartma sendromu olduğunu düşündük ikimizde. İçten içe de sevindim ne yalan söyleyeyim. Aylar önce bir hevesle aldığım kurabiye malzemelerim bozulmadan şu diş kurabiyelerini biran önce yapmak istiyordum çünkü ... Ama öyle değilmiş malesef.

Ta ki 18 Aralık Cuma gecesi uyanıp kızımın ateşler içinde olduğunu görene kadar. Panikle Devrimi uyandırdım ateş 39' a yükselmişti. Bir ara 40,3 bile ölçtük. İkimizde çok korkmuştuk fakat yine de soğuk kanlı hareket etmiş ve fitil banyo derken ateşi düşürmeyi başarmıştık...

Gece boyunca ateş ile mücadele eden kızım yorgun düşüp sabaha kadar deliksiz bir uyku çekti ama ne yazıkki uyandığında yine cayır cayır yanıyordu...

Fitil, banyo ikilisi ile müdehale ettik yine...

Neyseki zaten 19 Aralık Cumartesi günü için 9. ay doktor randevumuz vardı. Aylardır ilk defa evden bir türlü çıkamayıp randevuya asla yetişemeyeceğimizi anlayınca arayıp randevumuzu öğleden sonraya aldırdık. Neredeyse o randevuya bile geç kalacaktık ya neyseki kılı kılına yetişmeyi başardık. İlk defa doktor randevusuna endişeli olarak gidiyordum. Neden, bu ateş neden kızımın yakasını bırakmıyordu...

Kan testlerimiz temiz çıkınca ateşe daha hızlı müdehale tmemize yarayacak bir ilaç ile geri döndük. Haftasonu ateşin devam etmesi durumunda tekrar hastaneye dönmek kaydı ile. Fakat ne yazıkki ateş kesintisiz devam etti. Ateş düşürücü verdiğimiz sürece düşük tutabildiğimiz ateş yine 40 sınırlarını zorladı. Uykusuz, keyifsiz, tatsız, tuzsuz kötününde ötesinde bir haftasonu oldu benim için. Her zaman gülücükler atan neşeli bıdığımın oyuncaklarını eline alacak kadar bile takati kalmamıştı. Yemiyor, içmiyor, gülmüyor ve kucağımdan başka bir yerde durmuyordu.

Pazartesi sabahı ateşi yoktu. Kabusun bittiğini düşünerek işe gittim fakat malesef kabusun bitmediğini Şerife ablanın telefonu ile öğrendim. Ateş yine yükseliyordu...

Alel acele işten dönüp kızımı hastaneye götürdüm. Domuz gribi testi yapıldı. İdrar ve kaka tahlili için ise gerekli numuneleme techizatını alıp eve geri döndük. Gün ortasında Grip sonucumuzun (-) olduğunu öğrenip rahatladık fakat numune almayı bir türlü başaramadık. Ateş fena gitmiyor derken son olarak tekrar yükselince doktorumuzun tavsiyesi ile antibiyotiğe başladık. İlk hastalık ve işte ilk antibiyotik...

İlaç sektöründe çalışan biri olarak antibiyotik başta olmak üzere ilaç kullanımına hep temkinli yaklaşmışımdır. Mümkün mertebe ilaç kullanmayan biri olarak 9 aylık miniğime geniş spektrumlu bir antibiyotik veriyor olmanın verdiği hafif tedirginlik ile başladık ilaca. Beklediğim üzere özellikle ateş nedeni ile zayıf düşen bünyesi ilacın birçok yan etkisinin de ortaya çıkmasına neden oldu. Huzursuzluk, ishal, kırmızı lekeler....

Neyse ki bunun yanında ateş kontrol altına alındı, iştah ve neşe yerine geldi....
İlk günden itibaren olumlu sonuçlar kendini gösterdi fakat tabi yine de tedavi sürecini 7 güne tamamlamak için azmettik...

Şimdi iyiyiz, çok şükür ki çoooooook iyiyiz...

Son zamanların moda lafı " Doktor ve tahlil paraları 200 TL, ateş düşürücü şuruplar ve antibiyotik 30 TL, kızımın iyileştiğini görmek paha biçilemez"

Tabi sadece üzücü olaylar olmadı, güzel ilklerimizde var...

Mesela kızım artık tutunarak kendi kendine ayağa kalkabiliyor. Geçen hafta sanki tam olarak iyileştiğini ve formunu kazandığını bize ıspatlamak istercesine kendini aştı ve neredeyse 1 günde tutunarak ayağa kalkmaya başladı. Başka marifetlerimiz de var. Giderek yaramazlaşan kızım yine geçen haftadan beri çekmece açıp içinden kendine oynayabilecek hazineler bulma çabasına girdi...

Ben büyüyorum ve giderek yaramazlaşıyorum haberiniz ola diyor yani :)
Tamam kızım tamam aldık biz mesajı...
Sen yeterki iyi ol ev senin, karıştır karıştırabildiğin kadar....

Diğer önemli gelişme ise kızım için 3. ayda Erberk ajansa başvuru yapmıştım fakat 9. ayını doldurmasını beklememiz gerektiği cevabını almıştık. Yine geçen hafta başvurumu tekrarladım ve bu defa olumlu yanıt aldık. Yani kızım Erberk ajans cast kadrosuna kabul edildi. 23 Ocak Cumartesi günü fotograf çekimimiz var. Birde sözleşme imzalayacağız. Bakalım belki de bir reklam filmi yada dizi de oynarız.

Benim çocukluğuma dair o kadar az anım var ki...
Kızımın benim gibi sadece birkaç fotograftan oluşan bulanık bebeklik-çocukluk anıları olsun istemediğimden onu bu işe sokmak istedim. Çok değil sadece 1 tane bile iş teklifi gelirse ileride gülümseyerek hatırlayacağı güzel bir anısı olması için kabul etmek istiyorum...

Bakalım ilerleyen günler bize neler gösterecek...

30 Kasım 2009 Pazartesi

Diyet günlerim başlıyor...

Gebelik başlangıcında niyetlendiğim diyetisyen maceram "amaaaan 40 yılın başında bebek yapıyorum, yiyeyim gitsin doğumdan sonra veririm kiloları" dememle birkaç haftada sona ermişti...



Bu söylemlerin ardından homini hırtlar ve hakikaten neredeyse akşam yemeğimi yer yemez saat 19:00 gibi tumba yatak yapmamın da etkisi ile tam 23 kilo aldım...



Doğum ve ödemlerin inmesi sonrasında bir miktar kilo vermiş olsam da hatırı kalır bir miktar hala benimle..



Uzunca bir süre emzirme gerekçesi ile diyet yapmamın doğru olmayacağını savundum ve abartmadan yemeye devam ettim. İşe başlamamın ardından bir miktar daha kilo kaybım olsa da kendime hep bayram dönüşü adam akıllı bir diyetle gebelik öncesi kiloma erişmeyi hedef olarak koydum.



Hatta yıllar önce severek aldığım bir eteğimi bu kış bitene kadar giyebilmek gibi oldukça yüksek bir hedefle bugün başlıyorum diyete...

Niyeyse hafta başı diyete başlama takıntısı vardır ya bende bu nedenle ayın 1' inde değil 30' unda başlıyorum diyete...


Umarım başarılı olur ve fotograf karelerinde olmamı engelleyen ruh halime inat bol bol kızımla birlikte objektife gülümserim :))

Yıllık izin ve Kurban bayramı...




Doğum öncesi, doğum sonrası, ücretli, ücretsiz derken 7,5 ay süren doğum iznim bittiğinde yeterince evde kaldığımı düşünerek işe başlamayı, henüz kullanmadığım yıllık iznimi bayramla birleştirerek ileriki zamanlarda kullanmayı uygun bulmuştum.




İyiki de öyle düşünmüşüm...


Akıllı kadınım vesselam :)




Çalışmaya bir kere başlayınca hakikaten zaman su gibi akıp geçti. 2.5 aylık maratondan sonra kısa da olsa tam zamanlı annelik günlerime dönmek iyi geldi...




Tatilim 12 Kasım Perşembe saat 17:15 itibarı ile başladı. Gözünü seveyim şu süt izninin :)




Aydın için sabırsızlıkla hazırlıkların yapıldığı haftasonu güzel ama çabucak geçiverdi...




Ve nihayet büyük gün...


Sonunda yeniden Aydındayız kızımla birlikte...




Fakat evdeki hesap çarşıya pek uymadı maalesef...


Etrafımızda birçok gripli insan olunca bende dayanamayıp "gripliler" kervanına katılıverdim daha tatilimin başlarında....




Sonrası mı??




Tatilimin sonuna kadar hatta döndüğümde de yakamı bırakmayan burun akıntısı...


İnsan burnundan nefes almayı özler mi? Valla ben özledim...




Nefes alamayınca rahatta uyunmuyor zaten, kızım da hem yerini yadırgadı hem de uykusuz gecelerimde kendince nağmelerle bana eşilik etti...




Zorlandığım gecelerde bebefonu kendi odasına alan anneciğim kızımı yeniden uyutmakta hep bana yardım etti sağolsun...




Ha birde tabi gelenler, gidenler, gece misafirleri, gündüz misafirleri, yemekli misafirler, yatılı misafirler...




Gün geçmesin ki kapımız çalınmasın... Hatta abartmıyorum an geçmesinki...




Yooo şikayet ettiğimden değil ama yorulmadım dersem de yalan olur hani...




İlk hafta sonumuzda ablamlarda geldiler bizi görmeye...




Allaaaah işte curcuna tam olarak bizim evin o hali için sözlüğe girmiş bir kelime olsa gerek...




İkizler sevimli mi sevimli tam ısırmalık olmuşlar. Başta hastalıktan dolayı biraz kassakta sonlara doğru kendimi kızlarla boğuşurken buluverdim hep :))




Yaren annemi esir aldı, canım annem bu kadar adama yemek yapmaktan aynı zamanda da hepimizle ayrı ayrı ilgilenmeye çalışmaktan epey yoruldu. Dile getirmese de gözlerinden anlaşılıyordu yorgunluğu....


Aynı gün hem ablamları yolcu edip, hem ikizler sayesinde harap olan evi yeniden eski haline getirmek, hem yakın çocukluk arkadaşım Serap' ın kına gecesine katılmak ve en son gece yatılı misafirimizi ağırlayarak tatilin en yoğun gününe damgamızı vurduğumuzda gerçek yorgunluğun ne anlama geldiğini maaile anlamış bulunuyoruz...



Babamız arife günü akşamüstü saat 4 gibi geldiğinde kızımla kavuşma sahneleri de sanırım tatilimin en akılda kalan sahnelerinden birisi olacak.



Bayramımız nispeten daha sakin geçti. Eeee nede olsa iş bayramı :)

Sadece anneannem ve teyzemleri ziyaret ettik.




Kızımın tüm sevimliliği ile elde ettiği bayram ganimetinin üstüne konmam da tatilin benim için oldukça karlı geçmesine sebep oldu...

Allah daha nice bayramları görmeyi nasip eder inşallah

8 Kasım 2009 Pazar

Sonunda tutunarak ayaktayız...

tutunarak ayakta duruyorum...

oturuyorum...




Tamam hantal bir görüntüsü yok ama kızım hafiften gürbüz olduğundan motor fonksiyonların akranlarından geç gelişmesinden korktum hep. Örneğin sırtüstünden tam yüzü koyun dönmesini 6.5 aylıkken becerebildi.




Fakat çok şükür ki ilk önemli harekette geç kalmış olmasına rağmen yapabileceklerini çok çabuk keşfetti....




İlk başlarda asla desteksiz oturamayan kızım artık tek başına çok rahat oturup oturduğu yerden oyuncakları ile oynayabiliyor...




Amaaaa artık bir kademe daha atlayıp tutunarak ayakta durmaya başladı...


Evet eve tam bugün başardı kızım ayakta bizim desteğimiz olmadan durabilmeyi...




Arka odada biraz işim vardı Devrim oturma odasına gelmem için seslendi ve gördüğüm manzara inanılmaz şirindi. Kızım koltuğa yaslanarak babasının laptopuna saldırıyordu. Hemen bu kareyi ölümsüzleştirmem gerekir deyip makinayı kapınca o zor pozisyonda olmasına rağmen kızım birde bana poz vermez mi????




Bu kız valla da billa da cin gibi cin...


Hem de ne cin...


7 Kasım 2009 Cumartesi

İlk balık deneyimi...




Gebelik döneminde hayatım boyunca hiç yememiş olduğum kadar çok balık ve ceviz yedim doktorumun tavsiyesi ile. Kızım da bu sayede balığa doydu daha ana rahmindeyken. Fakat dünyaya geldiğinden beri hiç balık yememişti.


Kısmet bugüneymiş...


Kızımın Emine teyzesi hamsi tava, salata ve koladan oluşan muhteşem bir akşam yemeği menüsü ile kapıda belirdi saat 18:30 civarında. Pekte güzel sıcacık ve çıtır çıtırlardı...


Güzelce kılçıklarından arındırdığım hamsileri minik parçalar halinde kızıma da yedirdim. İçeriden alışkın olduğu bir tat olduğundan olsa gerek hiç yadırgamadan afiyetle yedi. 3 tane falan yemiştir...


Öyle tatlı bir görüntü vardı ki ellerimin yağını silip fotograf makinasını kaptığım gibi kızımın fotograflarını çekmeye başladım. Ama malum bizimki makinayı gördüğü anda poz vermeye başladığından yeme anını istediğim gibi resmedemedim ama inanın görüntü çok tatlıydı. Balığı daha karşıdan görürken ağzını kocaman açıp parçayı dili ile yanağı arasında ezip güzel güzel yedi tatlı kuzum...


Bal olsun, afiyet şeker olsun canım yavrum...


4 Kasım 2009 Çarşamba

Oyuncu kızım


Kızımın koltuktan düşme macerasından sonra oturma odamızın tam ortasına kocaman bir yorgan yazıp tüm gün üzerinde debelenmesine karar vermiştik...


Öyle de yaptık...


Özellikle evde olduğum günlerde yorgan üzerine tüm oyuncaklarımızı boşaltıp bağıra çağıra oyunlar oynuyoruz. Hele bir gün fış fış kayıkçı oyunu oynattım ki gülmekten hıçkırmaya başladı güzel kızım :)


Tabi her ne kadar yorgan üzerinde olsa da yine de gözümüz üzerinde. Zira nerede olmayacak iş varsa kaşla gözün arasında beceriveriyor...

Kısacası nerede zarar orada Alara...


Yorganı bir uçtan diğer uca hızla kat edip ya koltuğun altına kaçıyor ve kendini oraya sıkıştırmayı başarıyor, ya da prizlere saldırıp kabloları kemirmeye çalışıyor...


Bu kız emeklemeye başlayınca başımız iyiden iyiye derde girecek anlaşılan...

Hele yürüyünce düşünemiyorum...

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts with Thumbnails

Bizim aile...