bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bayram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Kasım 2010 Cumartesi

Kurban Bayramı

Hedefe kilitlenme anı...

Oloooooo...

Hassaaaaaa...


Bayramlara eski tadında bakamıyoruz artık...
Yaşlandık mı ne...
Eskiden bayramı heyecanla beklerdik
Yeni kıyafetlerimizi giymek için heyecanlanırdık
Oysaki şimdi bayramlara tatil gözü ile bakar olduk...
Tek derdimiz yan gelip yatmak...
Gerçi hastanede geçirdiğimiz zor ve stresli günlerin etkisi de yok değil hani...

Bu yazıyı 9 günlük kocaman bayram tatilimizin 8. gecesinde yazıyorum...
İnsan tatile çıktığı gece tatil hiç bitmeyecekmiş gibi hissediyor ama öyle değil tabi göz açıp kapayana kadar geçti gitti işte :(((

Ama güzel bir tatildi...

Pazar öğlen gibi köye gittik. Hava güzeldi aslında ama bizim cesaretimiz olmadığı için üzülerekte olsa kızımı bu güzel havalardan mahrum bırakıp onun hiç dışarı çıkmaması için elimizden geleni yaptık...

Biliyorum bu güzel havada dışarıya çıkmamasını birçok kişi hayretle karşıladı ama olsun. Onun yeniden hastalanma riskini göze alamazdım. Tamam kabul ediyorum onu sonsuza kadar kollayamam ama en azından 1 aylık takip zamanında bari yeniden hasta olmasın dimi ama :)))

Genelde sakin bir artam vardı köyde. Sadece bayramın ilk günü ev epey kalabalıktı. Teyzeler kuzenler falan derken evde bir ara 20 kişi vardı sanırım.

Kızım bu durumdan ve tatilden epey memnundu tahmin edeceğiniz gibi.

1. Curcuna ve kalabalık (bayılır, kime çekmiş bilmem ki)
2. Her istedğini yaptırabildiği dede, babaanne ve amca...

Daha ne olsun dimi ama :))))

Pazar başlayan köy sefamız Çarşamba gecesi son buldu. Malum bizimki diğer çocuklar gibi arabada rahatlayacağına daha da kudurduğundan gece onun uyku saatini bekledik...

Kalan 4 günde biraz temizlik, biraz gezme tozma derken tamamlanmak üzere...

Daha nice bayramlarda hep birlikte inşallah...

14 Eylül 2010 Salı

Bir yastıkta 4 yıl...





Her nekadar ailemizde yıldönümü kutlama alışkanlığı olmasada sadece evliliğimizin bile 3 yıl dönümü var :)))

6 Eylül 2006 nikah
24 Ekim 2006 Aydın' daki düğün
28 Ekim 2006 Çerkezköydeki düğün...

Bu hamilelik, Alara' nın ilk ayları derken bu yıl kendimize başbaşa zaman ayırabildik. Kuşadası sefası yaptık birlikte. Gerçi gürültülü ortamların bize göre olmadığına kanaat getirerek çıktık yüksek ötesi sesle camları inleyen disko' dan ama olsun yine de güzeldi...

4. yılımızı devirdik ne mutlu bize
40. yılı görmek nasip olur inşallah (Şunun şurasında ne kaldı ki 36 senecik)

13 Eylül 2010 Pazartesi

Bayram curcunası...




Evet tahmin edeceğiniz gibi bu bayram yine hep beraberdik...
Bu defa ilk kez Bayramda Kuşadasında...

Valla bu şekilde biraraya geldiğimiz zaman ne tatilden anlıyoruz, ne yediğimizden, ne de içtiğimizden...

Ama yine de bir arada olmak inanılmaz keyifli oluyor...

Tam anlamıyla curcuna...

4 çocuk+4 deli :)))))


Alara kuzenleri ile sadece bayram vesilesi ile buluşabiliyor. Aslında onların daha sık görüşebilmelerini çok isterdim. Kuzenleri ile büyüklerin husümeti nedeni ile görüşememiş biri olarak...


Neyse hayat bu belli mi olur belki ablamları İstanbul' da yaşamaya ikna ederiz birgün...

Yada biz Antalyada yaşamaya ikna oluruz...


Bilinmez.....


Herkese iyi bayramlar...


Nice bayramlarda neşe ve sağlıkla hep beraber olmamız dileklerimle...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Aydın günleri...




Yine bir tatil operasyonu...

19 Mayısı fırsat sayarak Aydına gidip geldik yine kızımla...

Daha havaalanında havanın sıcaklığı karşıladı kızımla beni, sonra da babam...

Aydına doğru yolculuk böylece başladı...

Kocaman 5 gün nasıl geçti hiç anlamadık. Alışverişler, gezmeler, her zamanki gibi misafirler...

Anneannem, dedem, teyzem, eniştem daha kimler kimler...
Özlediğim herkesi görme fırsatım oldu bu ziyaretimde. Bol bol dinlendim birde. Her ne kadar kızımın uyku düzeni biraz bozulsada sağolsun anneciğim sayesinde kendime zaman ayırma fırsatım da oldu.

Ama her güzel gibi bu tatilde sona erdi ve yine geleceğim günlerin yakın olmasının tesellisiyle ayrıldım çok sevdiğim memleketimden ve ailemden...

4 Mayıs 2010 Salı

Kargaşa...





Yine uzun süredir yazamadım...
Yine anlatacak bir dolu hikaye var...

Kronolojik sıra ile anlatmaya başlıyorum...

Önemli vakalardan biri Isparta maceramız...
Bu macerayı tek kelime ile özetlemek için en uygun kelime kesinlikle kargaşa...

Nasıl öyle olmasın ki...
4 çocuk...
4 deli...

Kızım doğduğundan beri arka koltukta ikamet etmek benim için yolculukları çekilmez hale getirmişti. 23 Nisanın Cuma gününe denk gelecek olmasının verdiği gazla Ispartaya gitmeye karar verdiğimizde de ilk aklıma gelen arka koltukta yapılacak kabus gibi bir yolculuk olmuştu...

Neyseki kızım koltuğunda bir yetişkin edasıyla yolculuk yapabildi bu defa ve dönüş yolculuğunun son 2 saati dışında bizi hiç üzmeden koltuğunda oturdu. Bense uzun süre sonra yeniden ön koltuğun tadını çıkarttım.

Uzun süre sonra yine ilk defa uzun yolda yeniden araba kullandım Dewrimin ısrarlarıyla. Hatta gece yolculuğu yaptım yaklaşık 3 yıl sonra...

Evde bizi bekleyen kargaşanın kabulünü yapmış olmamızdan mı bilmem bu defa o kadar da kötü gelmedi bu kargaşa. Kızlar büyüdü ve oyuncaklarla oyunlar oynamaya başladılar kendi aralarında. Ara sıra oyuncak kavgaları yapılsa da genelde güzel bir oyun ekibi oldular :)

Kızım özellikle ikizlerin sevgi gösterilerine maruz kaldı. Sürekli öpüldü, kucaklandı. Genelde memnun gözükse de arada korku gözyaşlarıda döktü ama yine de onların yakınında olmaktan vazgeçmedi.

Herşey gayet güzeldi. Biraz gece uykularımız alıştığımız kadar düzenli değildi geç saatte uyuyordu kızım ama ne yapsın evde 8 kişi birden olunca ne gürültümüz eksik oldu ne de patırdımız :)

Ablacığımla birlikte 2 saatlik bir es verdik çocuklarladolu hayatımıza...
Birlikte alışverişe çıktık. Biraz dolaştık.Hediyeler aldık...

Cumartesi günü daha sabah saat 11:00 civarında hep birlikte maaile dışarı çıkmaya karar verdik, dışarı çıkabildiğimizde saat 17:00 idi. Sanırım evdeki kargaşayı anlatmaya yetmiştir bu durum...

Tatilim boyunca içimde kalan tek şey kızımı 23 Nisan için dışarı çıkaramamak oldu fakat ertesi gün eline verdiğim bayrağı yemeye kalkınca henüz hazır olmadığını anlamış oldum :)

Günler rüzgar gibi geçti...

22 Nisan 2010 Perşembe saat: 15:00 te Ispartaya doğru yolculuğa çıkmamızla başlayan tatilimiz 25 Nisan 2010 Cuma saat: 19:00 da İstanbulda sona erdi...

11:00 de kahvaltıdan sonra çıkılan dönüş yolculuğumuz gidişe göre nispeten daha zor olmakla birlikte genelde iyiydi.

Ablamı, Halil'i ve kızları görmek gerçekten çok güzeldi...

Kargaşaya değdi...

30 Kasım 2009 Pazartesi

Yıllık izin ve Kurban bayramı...




Doğum öncesi, doğum sonrası, ücretli, ücretsiz derken 7,5 ay süren doğum iznim bittiğinde yeterince evde kaldığımı düşünerek işe başlamayı, henüz kullanmadığım yıllık iznimi bayramla birleştirerek ileriki zamanlarda kullanmayı uygun bulmuştum.




İyiki de öyle düşünmüşüm...


Akıllı kadınım vesselam :)




Çalışmaya bir kere başlayınca hakikaten zaman su gibi akıp geçti. 2.5 aylık maratondan sonra kısa da olsa tam zamanlı annelik günlerime dönmek iyi geldi...




Tatilim 12 Kasım Perşembe saat 17:15 itibarı ile başladı. Gözünü seveyim şu süt izninin :)




Aydın için sabırsızlıkla hazırlıkların yapıldığı haftasonu güzel ama çabucak geçiverdi...




Ve nihayet büyük gün...


Sonunda yeniden Aydındayız kızımla birlikte...




Fakat evdeki hesap çarşıya pek uymadı maalesef...


Etrafımızda birçok gripli insan olunca bende dayanamayıp "gripliler" kervanına katılıverdim daha tatilimin başlarında....




Sonrası mı??




Tatilimin sonuna kadar hatta döndüğümde de yakamı bırakmayan burun akıntısı...


İnsan burnundan nefes almayı özler mi? Valla ben özledim...




Nefes alamayınca rahatta uyunmuyor zaten, kızım da hem yerini yadırgadı hem de uykusuz gecelerimde kendince nağmelerle bana eşilik etti...




Zorlandığım gecelerde bebefonu kendi odasına alan anneciğim kızımı yeniden uyutmakta hep bana yardım etti sağolsun...




Ha birde tabi gelenler, gidenler, gece misafirleri, gündüz misafirleri, yemekli misafirler, yatılı misafirler...




Gün geçmesin ki kapımız çalınmasın... Hatta abartmıyorum an geçmesinki...




Yooo şikayet ettiğimden değil ama yorulmadım dersem de yalan olur hani...




İlk hafta sonumuzda ablamlarda geldiler bizi görmeye...




Allaaaah işte curcuna tam olarak bizim evin o hali için sözlüğe girmiş bir kelime olsa gerek...




İkizler sevimli mi sevimli tam ısırmalık olmuşlar. Başta hastalıktan dolayı biraz kassakta sonlara doğru kendimi kızlarla boğuşurken buluverdim hep :))




Yaren annemi esir aldı, canım annem bu kadar adama yemek yapmaktan aynı zamanda da hepimizle ayrı ayrı ilgilenmeye çalışmaktan epey yoruldu. Dile getirmese de gözlerinden anlaşılıyordu yorgunluğu....


Aynı gün hem ablamları yolcu edip, hem ikizler sayesinde harap olan evi yeniden eski haline getirmek, hem yakın çocukluk arkadaşım Serap' ın kına gecesine katılmak ve en son gece yatılı misafirimizi ağırlayarak tatilin en yoğun gününe damgamızı vurduğumuzda gerçek yorgunluğun ne anlama geldiğini maaile anlamış bulunuyoruz...



Babamız arife günü akşamüstü saat 4 gibi geldiğinde kızımla kavuşma sahneleri de sanırım tatilimin en akılda kalan sahnelerinden birisi olacak.



Bayramımız nispeten daha sakin geçti. Eeee nede olsa iş bayramı :)

Sadece anneannem ve teyzemleri ziyaret ettik.




Kızımın tüm sevimliliği ile elde ettiği bayram ganimetinin üstüne konmam da tatilin benim için oldukça karlı geçmesine sebep oldu...

Allah daha nice bayramları görmeyi nasip eder inşallah

30 Ekim 2009 Cuma

Ortaya karışık...







İşe başladıktan sonra zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz oldum...

Her sabah güne saat 05:45 te başlamama ve sürekli "koştur koştur" modumda olmama rağmen işlerim asla ama asla bitmiyor. Bu noktada yapmayı istediğim ama bir türlü zaman bulamadığım aktivitelerin ardından hayıflanırken bir yandan da biri 5 diğer ikisi 1.5 yaşında olan 3 çocuğu ile her türlü aktivitenin hakkından gelen ablamı da sürekli saygıyla ve hayretle anıyorum...

Allahtan Şerife ablamız çok iyi, sağolsun bana her konuda yardımcı oluyor. Zaten çalışan bir kadının en büyük hayali eve geldiğinde bir kap yemek bulmakmış, ben birsürü güzel ve lezzetli yemekle karşılaşıyorum ki gerçekten harika bir duygu. Zaten bir de yemek yapsaydım bu işlerin hakkından hiç gelemeyecekmişim...

Tüm bu yoğunluğun arasında günlüğüm ve bloğum güme gitti bu aralar. Günlüğümde eksik kalan günleri oturup tamamladım hafızama resetlediğim taze anılar daha fazla çürümeden. Sıra blogta... Bir süredir hiç yazamadığım bloğuma en azından geçen zamandaki olayları topluca anlatan tabiri caizse "ortaya karışık" bir yazı hazırlamak için oturdum bilgisayarımın başına...

Kızım mışıl mışıl uyurken...

Yazmadığım dönem içinde başımızdan geçen en önemli olay kızımın düşüşü idi.
Tarih: 13 Ekim Salı...
Olacak ile öleceğin önüne geçilmez der hep annem. Gerçekten de öyle oldu...
Dewrim o akşam mesaideydi. Bende iş dönüşü yemeğimi yiyip kızımla oyunlar oynayıp onu yorduktan sonra gözlerinden uyku akan kızıma pijamalarını giydirip uyku moduna sokmaya hazırlanırken onu sadece birkaç saniyeliğine koltuğun üzerinde bırakıp koşarak odasına çorap almaya gittim. Daha kolidorda odaya doğru koşuyordum ki kızımın çığlığı ile irkildim. Odaya geri koştuğumda kızımı yerde buldum...
Ağlaması iyi derler düşen çocuğun...
Bıraktım biraz ağladı. Tabi kıyamadım öptüm, kokladım, bağrıma bastım sussun diye. Fazla ağlamadı zaten kolayca sakinleşti....
Aklımda hiç soru işareti yokken kızımın 2 kere kusması ve ara ara kusmaya yeltenir gibi davranışları yavaş yavaş kafamda soru işaretleri oluşturmaya başladı. Sanemle konuştuk. Aklında kalmasın doktora git bence deyince dayanamayıp Dewrimi aradım. Apar topar işten geldi ve yakındaki Anadolu Sağlık Merkezine gittik. Fizik muayenesinde sorun yok dedi doktor ama muayene sonrası kusmaya çalışınca doktor BT çektirmemizi önerdi. Fakat tek şart kızımın uyumasıydı. Kabul ettik tabi hemen ama ne hikmetse kızım uyumayı reddetti hep. Ne zaman o kocaman aletin içine girse hemen gözlerini açıverdi. Bu şekilde yaklaşık 2.5 saat uğraştıktan sonra BT çektirememiş olarak eve geri döndük.
Doktorun önerisi ile 4 saatte bir kontrol etmek gerekiyordu.
Ne 4 saati 4 dakika bile gözümü kırpmadan bebefonun başında kızımı izledim...
Ona birşey olmaması için dua ederek tabi...
Neyseki kızım gayet iyiydi...
Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın... Ben iyi olduğunu bildiğim halde uyuyamadım, gerisini düşünemiyorum bile...

Bu günlerde hava bozmuş olsada geçen 2-3 haftasonu havalar neredeyse bir yaz günündeki kadar güzel ve güneşliydi. Herkes gibi biz de kendimizi sokaklara vurduk tabi. Kızımla gezmek artık çok güzel. Bayılıyor arabasında bakınmayı. Etrafında o kadar çok şey varki keşfedilecek...
Hiç birini kaçırmak istemediğinden genelde pek uyumuyor, taki yorgunluktan sızana kadar...

Geçen haftalarda bir gün Metehan bebeği ziyarete gittik. Epeyce büyümüş, eli yüzü belirginleşmiş. Meral bir Metehana birde Alaraya bakıp bakıp oğlunun Alara kadar büyüdüğü günleri hayal edip durdu, bense kızımın Metehan kadar küçük olduğu günlerin ne kadar geride kaldığını düşündüm hep. Halbuki sadece 6 ay geçmiş ama sanki 6 yıl kadar geride kalmış o günler...

Haftasonları standart aynı şeyleri yapmaktan çok bıkmıştık, havalarda güzel olunca bu aralar Avrupa yakasında takılıyoruz. Bir hafta Eminönü, bir hafta Merter...
Bol bol alışveriş yapıp moral ve enerji topluyorum...

Velhasıl genel hatları ile Ekim ayımız gayet güzel geçti. Yarın doktor randevumuz ve aşılarımız var. Zaten bu aydan sonra 12. aya kadar aşı yokmuş. Ha bir de kalça ultrasonu çekilecek. 1 ay ve 7. ayda yapılıyor. 1. ay yaptırdığımızda taaaaaa 7. ayda bir daha yapılacakmış ohooooo demiştim. Şu zaman denen şey ne çabuk ilerliyor...

Kasım ayımız kısmetse çok güzel geçecek. Ayın 12 sinde izne çıkıyorum. 16 Kasımda Aydına gidiyoruz kızımla. Babamız bayramda gelecek. Hep birlikte güzel bir bayram geçireceğiz. Kızımın 2. bayramı olacak. Sonra İstanbula döneceğiz. Dönüşte bir hafta daha evde kalıp işe 7 Aralıkta başlayacağım. Anlayacağınız arkadaşlarımın deyimi ile " bu sene tatile gözüm doymuyor " ...

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts with Thumbnails

Bizim aile...