Gezelim ve Eğlenelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezelim ve Eğlenelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2011 Pazar

Cumalıkızık-Mudanya-Trilye gezisi



Yine aylar sonra bir ilk benim için...
Kızım babasıyla babaannesine ziyarete gitti, bense iş arkadaşlarımla Cumalıkızık-Mudanya-Trilye gezisine...

Kendi kendine kaldığım ve dinlenmeyi hedeflediğim haftasonum henüz Dewrimleri köye uğurlar uğurlamaz yazlık kışlık ayrımı yapmaya başlayarak şenlendi...

Gece geç vakte kadar süren düzenleme ardında ertesi gün ütülenmesi icap eden 20 kadar yıkanmış gömlek ve biz de enkaz bıraktı :))))

Ama dinlenmek haram ya Cumartesi sabah erkenden kavitasyonla başladık mesaiye. Malum randevu bulmak zor ya ne saat uygun derlerse atlıyorum malesef öyle uyuyayım daha geç geleyim falan yok :(

Arkasından biraz alışeriş yapıp döndüm ütülerimin başına, saatler kemale erdikçe ben de de yorgunluk belirginleşti. Ama iş biter mi? Mimkin değil :)))

Gezi için sigara böreği sarmak da günün son işi oldu. Her ne kadar sabahın köründe kalkılıp kızartılan börekler beyzbol sopası sertliğinde olduğundan geziye götürülemese de nihayetinde epeyce zamanımı aldılar malesef...

Bu kadar hikayeden sonra gelelim gezi maceralarıma...

Tabiri caizse eşşek kadar sucuklu tostla başlayan gezimiz, sağolsun çeşit çeşit ikramlarla gelen arkadaşların yaptıklarını canımız istediğinden yada aç gözlülüğümüzden değil sadece zebil olmasınlar diye muhtelif saatlerde yiyerek geçti...

Otobüsün en kalabalık ve renkli grubu olarak son derece güzel bir gün geçirdik...

Cumalıkızıkta dar ve taştan sokak aralarında tur attık, dilek çeşmesinden su içtik, güllü kahvede (köy kahvesi) kahvelerimizi yudumladık, Mudanyada ne müzakerelere ev sahipliği yapan köşke girdik, Trilyede yarım saatlik gezi sonrası tepedeki çay bahçesinde b,ralarımızı höpürdettik, dönüşte ben kendime Bursaya gitti ama iskender yemedi dedirtmem nidaları ile iskenderimi de yedim ve sen sağ ben selamet gezimiz sona erdi...

Feribotta arkadaşları ektik biraz ama iyiki de ekmişim kızımı uyuyor olsa bile koklama şansım oldu...

İlk defa bir haftasonumuz ayrı geçti kuzumla...

Ne çok özlemişim görünce içimin eridiğini hissettim...

Kuzum da beni özlemiş, gözleri kapalı da olsa koklaya koklaya öptü beni. Ben de kuzumu kokladım tabi...

Annesi ve kuzusu kavuştular ve bir hikaye daha mutlu sonla bitti...

14 Eylül 2010 Salı

Bir yastıkta 4 yıl...





Her nekadar ailemizde yıldönümü kutlama alışkanlığı olmasada sadece evliliğimizin bile 3 yıl dönümü var :)))

6 Eylül 2006 nikah
24 Ekim 2006 Aydın' daki düğün
28 Ekim 2006 Çerkezköydeki düğün...

Bu hamilelik, Alara' nın ilk ayları derken bu yıl kendimize başbaşa zaman ayırabildik. Kuşadası sefası yaptık birlikte. Gerçi gürültülü ortamların bize göre olmadığına kanaat getirerek çıktık yüksek ötesi sesle camları inleyen disko' dan ama olsun yine de güzeldi...

4. yılımızı devirdik ne mutlu bize
40. yılı görmek nasip olur inşallah (Şunun şurasında ne kaldı ki 36 senecik)

15 Temmuz 2010 Perşembe

2010 yılı yaz tatili...

Sonunda beklenen tatil geldi ve hatta ben yazımı yazarken son 3 günü...

Birşeyler yazmalı ama nereden başlamalı hangisini anlatmalı bilemedim.

Klasik olacak ama anlatılmaz yaşanır cinstendi...

İzleyin ve görün...

Kızımla 2. tatilimiz :)))

20 Haziran 2010 Pazar

Hareketli günler, bereketli günler...



Yine anlatacak çok şey var...
O halde vakit kaybetmeden anlatmaya koyulayım :)))

Şerife ablanın oğlunun mezuniyet töreni için Ankara' ya gitmiş olması sebebiyle uzun bir süre sonra ilk defa bir Cuma gününü kızımla birlikte geçirdik.

Sabahtan saat 10:40' a kadar dışarıda olmam gerekiyordu ama yine de süt izinlerimizi yad edip felekten bir gün çaldık kızımla...

Öğleden sonra da giydirim süsleyip işterim Bilim İlaç' a götürdüm kızımı. Yoğun ilgiden sıkılırmı acaba diye düşünmüştüm ama hiçte öyle olmadı. Kızım halinden geyet memnun salındı durdu geniş açık ofislerimizde :))

Cumartesi günü de Serap ve oğlu Umut bebeği görmeye gittik Bolu' ya hep birlikte. Kalmaya değil birkaç saatliğine görüp geri dönmek için gittiğimizden biraz yorucu oldu ama yine de değdi bence.

Uzun süredir görmediğim arkadaşımı görmek bana çok iyi geldi...

Pazar günü ise biraz daha sakin geçti aslında. Yıkanacak 4 makina çamaşır olduğundan günün yarısında evde koşuşturma içinde oradan oraya savruldum ama sonradan çıkıp gezdik. Optimum Outlet' e gittik. Oradan Kadıköy' e. Yağmur yüzünden erken dönmek zorunda kalsakta epey hareketli bir gündü yine...

Önümüzdeki hafta benim için çok kritik...
Bakalım almak istediğim hayırlı haberi alabilecekmiyim???
Bekleyip göreceğim...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Renkli bir haftasonu...




Havalar nihayet ısındı...
Kızım ve Şerife abla beni her akşam bahçede karşılamaya başladılar...
Pek bir alıştım ne güzel bir duygu onu göreceğim anı düşünerek daha bir güzel daha bir çabul geçiyor işte zaman...

Cuma akşamı da öyle oldu...
Kızım yürütecine atlamış oradan oraya koşmuş, sevimli yanakları pembe pembe olmuş :))
Birlikte babamızı bekledik. Biraz daha oynayıp iyice yorulup eve öyle girdik.
Yaz geldi ya hava da karanlık olmuyor eee valla süper :)))

Cumartesi sabahı nedense sabah erkenden uyandım, yapılacak çok fazla işim olduğundan olsa gerek. Fakat sonradan karar değiştirip gezmeye karar verdik. Dışarı çıktık ama henüz plan yapmamıştık. Yola çıktığımızda Galatasaray-Antalyaspor maçına gitmeye karar verdik.

Eeeee hal böyle olunca da geçtik karşıya, gezdik, yemek yedik, alışveriş yaptık, kızıma eşofman takımı ve spor aykkabı girdik.

Bir ara yolda yine Erberk Ajanstan Eti reklamı için mesaj gelince dayanamadık rotayı çevirdik mesajın bizi yönlendirdiği ajansa.
Ben haftasonu olması nedeni ile kalabalık bir grupla karşılaşacağımızı düşünmüştüm fakat nedense salon boş sayılırdı sadece birkaç kişi vardı. Birkaç soruluk bir anketi cevapladıktan sonra birkaç pozda fotograf çektiler hepsi o kadar. Orada 10 dakika gibi kısa bir sürede işimizi tamamladıktan sonra haftasonu sefamıza kaldığı yerden devem ettik. Önce Beyoğlu Göz Hastanesine uğrayıp eşimin teyzesi ve kuzanini gördük. Arkasından da önce alışverişe sonra da doğru Ali Sami Yen' e....

Alara sayesinde tüm aramaları atlatarak çantamızda sakladığımız ganimeti keyifle mideye indirdik.

Daha sonra maçı izlemeye koyulduk. Kızım ilk defa bir spor müsabakasını izledş. İlk defa Ali Sami Yen' e geldi. Açıkçası biri anlatmayınca ben maçtan pek bişey anlayamadım. Tabi birde kızım sürekli tepemde olunca anlamak epey zor olurdu zaten herhalde...

Saat 22:00 de maç bitiminde eve doğru yola çıktık. Güzel bir günün bitiminde yorgun ama mutlu olarak...

4 Mayıs 2010 Salı

Kargaşa...





Yine uzun süredir yazamadım...
Yine anlatacak bir dolu hikaye var...

Kronolojik sıra ile anlatmaya başlıyorum...

Önemli vakalardan biri Isparta maceramız...
Bu macerayı tek kelime ile özetlemek için en uygun kelime kesinlikle kargaşa...

Nasıl öyle olmasın ki...
4 çocuk...
4 deli...

Kızım doğduğundan beri arka koltukta ikamet etmek benim için yolculukları çekilmez hale getirmişti. 23 Nisanın Cuma gününe denk gelecek olmasının verdiği gazla Ispartaya gitmeye karar verdiğimizde de ilk aklıma gelen arka koltukta yapılacak kabus gibi bir yolculuk olmuştu...

Neyseki kızım koltuğunda bir yetişkin edasıyla yolculuk yapabildi bu defa ve dönüş yolculuğunun son 2 saati dışında bizi hiç üzmeden koltuğunda oturdu. Bense uzun süre sonra yeniden ön koltuğun tadını çıkarttım.

Uzun süre sonra yine ilk defa uzun yolda yeniden araba kullandım Dewrimin ısrarlarıyla. Hatta gece yolculuğu yaptım yaklaşık 3 yıl sonra...

Evde bizi bekleyen kargaşanın kabulünü yapmış olmamızdan mı bilmem bu defa o kadar da kötü gelmedi bu kargaşa. Kızlar büyüdü ve oyuncaklarla oyunlar oynamaya başladılar kendi aralarında. Ara sıra oyuncak kavgaları yapılsa da genelde güzel bir oyun ekibi oldular :)

Kızım özellikle ikizlerin sevgi gösterilerine maruz kaldı. Sürekli öpüldü, kucaklandı. Genelde memnun gözükse de arada korku gözyaşlarıda döktü ama yine de onların yakınında olmaktan vazgeçmedi.

Herşey gayet güzeldi. Biraz gece uykularımız alıştığımız kadar düzenli değildi geç saatte uyuyordu kızım ama ne yapsın evde 8 kişi birden olunca ne gürültümüz eksik oldu ne de patırdımız :)

Ablacığımla birlikte 2 saatlik bir es verdik çocuklarladolu hayatımıza...
Birlikte alışverişe çıktık. Biraz dolaştık.Hediyeler aldık...

Cumartesi günü daha sabah saat 11:00 civarında hep birlikte maaile dışarı çıkmaya karar verdik, dışarı çıkabildiğimizde saat 17:00 idi. Sanırım evdeki kargaşayı anlatmaya yetmiştir bu durum...

Tatilim boyunca içimde kalan tek şey kızımı 23 Nisan için dışarı çıkaramamak oldu fakat ertesi gün eline verdiğim bayrağı yemeye kalkınca henüz hazır olmadığını anlamış oldum :)

Günler rüzgar gibi geçti...

22 Nisan 2010 Perşembe saat: 15:00 te Ispartaya doğru yolculuğa çıkmamızla başlayan tatilimiz 25 Nisan 2010 Cuma saat: 19:00 da İstanbulda sona erdi...

11:00 de kahvaltıdan sonra çıkılan dönüş yolculuğumuz gidişe göre nispeten daha zor olmakla birlikte genelde iyiydi.

Ablamı, Halil'i ve kızları görmek gerçekten çok güzeldi...

Kargaşaya değdi...

30 Kasım 2009 Pazartesi

Yıllık izin ve Kurban bayramı...




Doğum öncesi, doğum sonrası, ücretli, ücretsiz derken 7,5 ay süren doğum iznim bittiğinde yeterince evde kaldığımı düşünerek işe başlamayı, henüz kullanmadığım yıllık iznimi bayramla birleştirerek ileriki zamanlarda kullanmayı uygun bulmuştum.




İyiki de öyle düşünmüşüm...


Akıllı kadınım vesselam :)




Çalışmaya bir kere başlayınca hakikaten zaman su gibi akıp geçti. 2.5 aylık maratondan sonra kısa da olsa tam zamanlı annelik günlerime dönmek iyi geldi...




Tatilim 12 Kasım Perşembe saat 17:15 itibarı ile başladı. Gözünü seveyim şu süt izninin :)




Aydın için sabırsızlıkla hazırlıkların yapıldığı haftasonu güzel ama çabucak geçiverdi...




Ve nihayet büyük gün...


Sonunda yeniden Aydındayız kızımla birlikte...




Fakat evdeki hesap çarşıya pek uymadı maalesef...


Etrafımızda birçok gripli insan olunca bende dayanamayıp "gripliler" kervanına katılıverdim daha tatilimin başlarında....




Sonrası mı??




Tatilimin sonuna kadar hatta döndüğümde de yakamı bırakmayan burun akıntısı...


İnsan burnundan nefes almayı özler mi? Valla ben özledim...




Nefes alamayınca rahatta uyunmuyor zaten, kızım da hem yerini yadırgadı hem de uykusuz gecelerimde kendince nağmelerle bana eşilik etti...




Zorlandığım gecelerde bebefonu kendi odasına alan anneciğim kızımı yeniden uyutmakta hep bana yardım etti sağolsun...




Ha birde tabi gelenler, gidenler, gece misafirleri, gündüz misafirleri, yemekli misafirler, yatılı misafirler...




Gün geçmesin ki kapımız çalınmasın... Hatta abartmıyorum an geçmesinki...




Yooo şikayet ettiğimden değil ama yorulmadım dersem de yalan olur hani...




İlk hafta sonumuzda ablamlarda geldiler bizi görmeye...




Allaaaah işte curcuna tam olarak bizim evin o hali için sözlüğe girmiş bir kelime olsa gerek...




İkizler sevimli mi sevimli tam ısırmalık olmuşlar. Başta hastalıktan dolayı biraz kassakta sonlara doğru kendimi kızlarla boğuşurken buluverdim hep :))




Yaren annemi esir aldı, canım annem bu kadar adama yemek yapmaktan aynı zamanda da hepimizle ayrı ayrı ilgilenmeye çalışmaktan epey yoruldu. Dile getirmese de gözlerinden anlaşılıyordu yorgunluğu....


Aynı gün hem ablamları yolcu edip, hem ikizler sayesinde harap olan evi yeniden eski haline getirmek, hem yakın çocukluk arkadaşım Serap' ın kına gecesine katılmak ve en son gece yatılı misafirimizi ağırlayarak tatilin en yoğun gününe damgamızı vurduğumuzda gerçek yorgunluğun ne anlama geldiğini maaile anlamış bulunuyoruz...



Babamız arife günü akşamüstü saat 4 gibi geldiğinde kızımla kavuşma sahneleri de sanırım tatilimin en akılda kalan sahnelerinden birisi olacak.



Bayramımız nispeten daha sakin geçti. Eeee nede olsa iş bayramı :)

Sadece anneannem ve teyzemleri ziyaret ettik.




Kızımın tüm sevimliliği ile elde ettiği bayram ganimetinin üstüne konmam da tatilin benim için oldukça karlı geçmesine sebep oldu...

Allah daha nice bayramları görmeyi nasip eder inşallah

4 Kasım 2009 Çarşamba

Oyuncu kızım


Kızımın koltuktan düşme macerasından sonra oturma odamızın tam ortasına kocaman bir yorgan yazıp tüm gün üzerinde debelenmesine karar vermiştik...


Öyle de yaptık...


Özellikle evde olduğum günlerde yorgan üzerine tüm oyuncaklarımızı boşaltıp bağıra çağıra oyunlar oynuyoruz. Hele bir gün fış fış kayıkçı oyunu oynattım ki gülmekten hıçkırmaya başladı güzel kızım :)


Tabi her ne kadar yorgan üzerinde olsa da yine de gözümüz üzerinde. Zira nerede olmayacak iş varsa kaşla gözün arasında beceriveriyor...

Kısacası nerede zarar orada Alara...


Yorganı bir uçtan diğer uca hızla kat edip ya koltuğun altına kaçıyor ve kendini oraya sıkıştırmayı başarıyor, ya da prizlere saldırıp kabloları kemirmeye çalışıyor...


Bu kız emeklemeye başlayınca başımız iyiden iyiye derde girecek anlaşılan...

Hele yürüyünce düşünemiyorum...

30 Ekim 2009 Cuma

Ortaya karışık...







İşe başladıktan sonra zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz oldum...

Her sabah güne saat 05:45 te başlamama ve sürekli "koştur koştur" modumda olmama rağmen işlerim asla ama asla bitmiyor. Bu noktada yapmayı istediğim ama bir türlü zaman bulamadığım aktivitelerin ardından hayıflanırken bir yandan da biri 5 diğer ikisi 1.5 yaşında olan 3 çocuğu ile her türlü aktivitenin hakkından gelen ablamı da sürekli saygıyla ve hayretle anıyorum...

Allahtan Şerife ablamız çok iyi, sağolsun bana her konuda yardımcı oluyor. Zaten çalışan bir kadının en büyük hayali eve geldiğinde bir kap yemek bulmakmış, ben birsürü güzel ve lezzetli yemekle karşılaşıyorum ki gerçekten harika bir duygu. Zaten bir de yemek yapsaydım bu işlerin hakkından hiç gelemeyecekmişim...

Tüm bu yoğunluğun arasında günlüğüm ve bloğum güme gitti bu aralar. Günlüğümde eksik kalan günleri oturup tamamladım hafızama resetlediğim taze anılar daha fazla çürümeden. Sıra blogta... Bir süredir hiç yazamadığım bloğuma en azından geçen zamandaki olayları topluca anlatan tabiri caizse "ortaya karışık" bir yazı hazırlamak için oturdum bilgisayarımın başına...

Kızım mışıl mışıl uyurken...

Yazmadığım dönem içinde başımızdan geçen en önemli olay kızımın düşüşü idi.
Tarih: 13 Ekim Salı...
Olacak ile öleceğin önüne geçilmez der hep annem. Gerçekten de öyle oldu...
Dewrim o akşam mesaideydi. Bende iş dönüşü yemeğimi yiyip kızımla oyunlar oynayıp onu yorduktan sonra gözlerinden uyku akan kızıma pijamalarını giydirip uyku moduna sokmaya hazırlanırken onu sadece birkaç saniyeliğine koltuğun üzerinde bırakıp koşarak odasına çorap almaya gittim. Daha kolidorda odaya doğru koşuyordum ki kızımın çığlığı ile irkildim. Odaya geri koştuğumda kızımı yerde buldum...
Ağlaması iyi derler düşen çocuğun...
Bıraktım biraz ağladı. Tabi kıyamadım öptüm, kokladım, bağrıma bastım sussun diye. Fazla ağlamadı zaten kolayca sakinleşti....
Aklımda hiç soru işareti yokken kızımın 2 kere kusması ve ara ara kusmaya yeltenir gibi davranışları yavaş yavaş kafamda soru işaretleri oluşturmaya başladı. Sanemle konuştuk. Aklında kalmasın doktora git bence deyince dayanamayıp Dewrimi aradım. Apar topar işten geldi ve yakındaki Anadolu Sağlık Merkezine gittik. Fizik muayenesinde sorun yok dedi doktor ama muayene sonrası kusmaya çalışınca doktor BT çektirmemizi önerdi. Fakat tek şart kızımın uyumasıydı. Kabul ettik tabi hemen ama ne hikmetse kızım uyumayı reddetti hep. Ne zaman o kocaman aletin içine girse hemen gözlerini açıverdi. Bu şekilde yaklaşık 2.5 saat uğraştıktan sonra BT çektirememiş olarak eve geri döndük.
Doktorun önerisi ile 4 saatte bir kontrol etmek gerekiyordu.
Ne 4 saati 4 dakika bile gözümü kırpmadan bebefonun başında kızımı izledim...
Ona birşey olmaması için dua ederek tabi...
Neyseki kızım gayet iyiydi...
Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın... Ben iyi olduğunu bildiğim halde uyuyamadım, gerisini düşünemiyorum bile...

Bu günlerde hava bozmuş olsada geçen 2-3 haftasonu havalar neredeyse bir yaz günündeki kadar güzel ve güneşliydi. Herkes gibi biz de kendimizi sokaklara vurduk tabi. Kızımla gezmek artık çok güzel. Bayılıyor arabasında bakınmayı. Etrafında o kadar çok şey varki keşfedilecek...
Hiç birini kaçırmak istemediğinden genelde pek uyumuyor, taki yorgunluktan sızana kadar...

Geçen haftalarda bir gün Metehan bebeği ziyarete gittik. Epeyce büyümüş, eli yüzü belirginleşmiş. Meral bir Metehana birde Alaraya bakıp bakıp oğlunun Alara kadar büyüdüğü günleri hayal edip durdu, bense kızımın Metehan kadar küçük olduğu günlerin ne kadar geride kaldığını düşündüm hep. Halbuki sadece 6 ay geçmiş ama sanki 6 yıl kadar geride kalmış o günler...

Haftasonları standart aynı şeyleri yapmaktan çok bıkmıştık, havalarda güzel olunca bu aralar Avrupa yakasında takılıyoruz. Bir hafta Eminönü, bir hafta Merter...
Bol bol alışveriş yapıp moral ve enerji topluyorum...

Velhasıl genel hatları ile Ekim ayımız gayet güzel geçti. Yarın doktor randevumuz ve aşılarımız var. Zaten bu aydan sonra 12. aya kadar aşı yokmuş. Ha bir de kalça ultrasonu çekilecek. 1 ay ve 7. ayda yapılıyor. 1. ay yaptırdığımızda taaaaaa 7. ayda bir daha yapılacakmış ohooooo demiştim. Şu zaman denen şey ne çabuk ilerliyor...

Kasım ayımız kısmetse çok güzel geçecek. Ayın 12 sinde izne çıkıyorum. 16 Kasımda Aydına gidiyoruz kızımla. Babamız bayramda gelecek. Hep birlikte güzel bir bayram geçireceğiz. Kızımın 2. bayramı olacak. Sonra İstanbula döneceğiz. Dönüşte bir hafta daha evde kalıp işe 7 Aralıkta başlayacağım. Anlayacağınız arkadaşlarımın deyimi ile " bu sene tatile gözüm doymuyor " ...

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Alara tatilde...


Su çiçeği sorunsalı yeterince moralimizi bozmuş olacak ki eeeehhhh başlarım suyuna da çiçeğine de diyerek 3 Temmuz Cuma günü saat 14:30 civarında Kuşadasına doğru düştük yollara...



Yolculuğumuz beklediğimizin aksine gayet güzel ve sakin geçti. Tek sorun kızımın toplam 9 saat süren yolculuğumuz sırasında 20 şer dakikalık iki minik uykudan başka uyumaması oldu. Gerçi uyumamasına rağmen hiç zorluk çıkartmadı güzel kızım uslu uslu yanımızdan geçen arabaları izledi...



Yolculuk 23:00 gibi mutlu sonla bitti. Maaile karşılandık. Annem, babam, ablam, eniştem karşılama için hazırdı. Kızım uykulu gözlerle çevresine bakıp durdu. Görseniz tam ısırmalıktı :)

Suçiçeği geçiren kuzenler uykuda idi tabi saat geç olduğundan... Tatil boyunca en büyük görevim Lara ve Doğa kuzenlerinin kızıma dokunmalarına engel olmak ve onları asla aynı ortamda bulundurmamak oldu haliyle...



Ertesi gün ilk kez denize girdi kızım. Huggies Little Swimmers ile birlikte mayosunu da giyince pek bir tatlı oldu şekerim benim.



Tüm tatil boyunca evde, plajda hatta gittiğimiz her yerde kızım ortamın gözdesi olmayı başardı her zamanki gibi...


Babamız sadece 1 hafta kalabildi. O gittikten birkaç gün sonra Doğada suçiçeği çıkartmaya başlayınca ablamlarda döndüler. Kızımla başbaşa 3 hafta daha tatil yaptık.

Herşey çok güzeldi.
Plajda günaş banyoları, sahilde yürüyüşler...

Sonunda dönüş günü geldi...
Tam 4. haftayı doldurduğumuz gün 31.07.2009 saat 18:15 uçağı ile İstanbula yani kürkçü dükkanımıza geri döndük...


Fotograflarımıza bakıp bakıp bir sonraki tatilin hayalini kurmaya başladım...


İlk tatil süperdi...


Ama ikinci tatilimizde kızım inşallah yürüyor ve konuşuyor olacağından umarım daha güzel bir tatil olacak...


Sabırsızlıkla bekliyorum...

28 Haziran 2009 Pazar

Hüsran...

Tam tamına 1 ay 6 gün önceden almıştım uçak biletini...
25 Mayıstan beri hasretle 1 Temmuzda Kuşadasında kızımın anneannesinde olacağımın anı beklemiştim...
Olmadı...
Olamayacak...
Bir şeyi çok fazla istemeyecekmişsin...
Bir kez daha anladım...
Tatile en çok ihtiyacım olduğu ve kendimi bu kadar motive ettiğim tatilime bir türlü çıkamıyorum çünkü kızımın ikiz kuzenleri Lara ve Doğa su çiçeği geçiriyorlar :(
Kızıma bulaşma riskini göze alamadığım için tatilimizi ertelemeye karar verdik...
Onun hasta olmaması için tatile bile çıkmamaya razıyım gerçi...
Bakalım ilk tatilimiz ne zaman başlayacak...
Bizi ilk tatilimizde neler bekliyor...
Yaşayacağız ve göreceğiz...

24 Haziran 2009 Çarşamba

Defne bebeği ziyaret...

5 Haziran Cuma günü üniversiteden arkadaşım Edanın doğum haberini alıyoruz...
Defne bebek sonunda aramıza katılıyor...
Haftasonu Devrim çalıştığı için malesef ziyaretimizi haftaya yapmak zorundayız...

Neyseki 1 hafta çok çabuk geçiyor...

Kızımla birlikte Defne bebeği ziyarete gidiyoruz...
Aman Allahım minicik yumuk yumuk bir bebek...
Çooook tatlı...

Defne bebeği görünce kızımın ne kadar büyüdüğüne inanamıyorum...
Sanki Alaram hiç bebek olmamış gibi geliyor...
O günler çook geride kalmışlar...
Tam 85 gün geride...

Zamanın ne kadar çabuk geçtiğini ve kızımın ne kadar çabuk büyüdüğünü bir kez daha anlıyorum...

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts with Thumbnails

Bizim aile...