28 Aralık 2009 Pazartesi

Kızımın 9. ay doktor randevusu...
















Nerdeyse 1 aydır yazamıyorum...

O kadar çok yazacak şey varki aslında nereden başlasam bilemiyorum...

Malum zaman dar iş-ev-Alara üçgeni tüm hayatımı ele geçirmiş durumda, bu nedenle geçen 1 ayı kısaca özetlemek istiyorum...



Öncelikle diyet günleri son hızıyla devam ediyor. Gerçi son hız dediğime bakmayın biraz hız kesti kilo kaybım ama yine de idare ediyorum. Bu ilk ayımdı (gerçi henüz ay tamamlanmadı ama ) ve ben 5 kilo verdim bile. İşe başlarken aldığım pantolonlar artık belimden düşüyor. Hatta bu akşam denediğim birkaç parça kıyafet üzerime olunca ne kadar fark ettiğini bir kez daha anladım...

Önümüzdeki ay yine azimle diyete devam edeceğim. Umarım bu defa da 5 kilo kaybedebilirim.



Dediğim gibi aslında bu ay birçok ilki yaşadık. Bunlardan beni yerle bir edeni kızımın ilk hastalığı oldu....

17 Aralık günü öğleden sonra Şerife ablayı arayınca kızımın hafif ateşli olduğunu öğrendim. Açıkçası fazla önemsemedim. Zaten Şerife abla da çok endişeli değildi. Diş çıkartma sendromu olduğunu düşündük ikimizde. İçten içe de sevindim ne yalan söyleyeyim. Aylar önce bir hevesle aldığım kurabiye malzemelerim bozulmadan şu diş kurabiyelerini biran önce yapmak istiyordum çünkü ... Ama öyle değilmiş malesef.

Ta ki 18 Aralık Cuma gecesi uyanıp kızımın ateşler içinde olduğunu görene kadar. Panikle Devrimi uyandırdım ateş 39' a yükselmişti. Bir ara 40,3 bile ölçtük. İkimizde çok korkmuştuk fakat yine de soğuk kanlı hareket etmiş ve fitil banyo derken ateşi düşürmeyi başarmıştık...

Gece boyunca ateş ile mücadele eden kızım yorgun düşüp sabaha kadar deliksiz bir uyku çekti ama ne yazıkki uyandığında yine cayır cayır yanıyordu...

Fitil, banyo ikilisi ile müdehale ettik yine...

Neyseki zaten 19 Aralık Cumartesi günü için 9. ay doktor randevumuz vardı. Aylardır ilk defa evden bir türlü çıkamayıp randevuya asla yetişemeyeceğimizi anlayınca arayıp randevumuzu öğleden sonraya aldırdık. Neredeyse o randevuya bile geç kalacaktık ya neyseki kılı kılına yetişmeyi başardık. İlk defa doktor randevusuna endişeli olarak gidiyordum. Neden, bu ateş neden kızımın yakasını bırakmıyordu...

Kan testlerimiz temiz çıkınca ateşe daha hızlı müdehale tmemize yarayacak bir ilaç ile geri döndük. Haftasonu ateşin devam etmesi durumunda tekrar hastaneye dönmek kaydı ile. Fakat ne yazıkki ateş kesintisiz devam etti. Ateş düşürücü verdiğimiz sürece düşük tutabildiğimiz ateş yine 40 sınırlarını zorladı. Uykusuz, keyifsiz, tatsız, tuzsuz kötününde ötesinde bir haftasonu oldu benim için. Her zaman gülücükler atan neşeli bıdığımın oyuncaklarını eline alacak kadar bile takati kalmamıştı. Yemiyor, içmiyor, gülmüyor ve kucağımdan başka bir yerde durmuyordu.

Pazartesi sabahı ateşi yoktu. Kabusun bittiğini düşünerek işe gittim fakat malesef kabusun bitmediğini Şerife ablanın telefonu ile öğrendim. Ateş yine yükseliyordu...

Alel acele işten dönüp kızımı hastaneye götürdüm. Domuz gribi testi yapıldı. İdrar ve kaka tahlili için ise gerekli numuneleme techizatını alıp eve geri döndük. Gün ortasında Grip sonucumuzun (-) olduğunu öğrenip rahatladık fakat numune almayı bir türlü başaramadık. Ateş fena gitmiyor derken son olarak tekrar yükselince doktorumuzun tavsiyesi ile antibiyotiğe başladık. İlk hastalık ve işte ilk antibiyotik...

İlaç sektöründe çalışan biri olarak antibiyotik başta olmak üzere ilaç kullanımına hep temkinli yaklaşmışımdır. Mümkün mertebe ilaç kullanmayan biri olarak 9 aylık miniğime geniş spektrumlu bir antibiyotik veriyor olmanın verdiği hafif tedirginlik ile başladık ilaca. Beklediğim üzere özellikle ateş nedeni ile zayıf düşen bünyesi ilacın birçok yan etkisinin de ortaya çıkmasına neden oldu. Huzursuzluk, ishal, kırmızı lekeler....

Neyse ki bunun yanında ateş kontrol altına alındı, iştah ve neşe yerine geldi....
İlk günden itibaren olumlu sonuçlar kendini gösterdi fakat tabi yine de tedavi sürecini 7 güne tamamlamak için azmettik...

Şimdi iyiyiz, çok şükür ki çoooooook iyiyiz...

Son zamanların moda lafı " Doktor ve tahlil paraları 200 TL, ateş düşürücü şuruplar ve antibiyotik 30 TL, kızımın iyileştiğini görmek paha biçilemez"

Tabi sadece üzücü olaylar olmadı, güzel ilklerimizde var...

Mesela kızım artık tutunarak kendi kendine ayağa kalkabiliyor. Geçen hafta sanki tam olarak iyileştiğini ve formunu kazandığını bize ıspatlamak istercesine kendini aştı ve neredeyse 1 günde tutunarak ayağa kalkmaya başladı. Başka marifetlerimiz de var. Giderek yaramazlaşan kızım yine geçen haftadan beri çekmece açıp içinden kendine oynayabilecek hazineler bulma çabasına girdi...

Ben büyüyorum ve giderek yaramazlaşıyorum haberiniz ola diyor yani :)
Tamam kızım tamam aldık biz mesajı...
Sen yeterki iyi ol ev senin, karıştır karıştırabildiğin kadar....

Diğer önemli gelişme ise kızım için 3. ayda Erberk ajansa başvuru yapmıştım fakat 9. ayını doldurmasını beklememiz gerektiği cevabını almıştık. Yine geçen hafta başvurumu tekrarladım ve bu defa olumlu yanıt aldık. Yani kızım Erberk ajans cast kadrosuna kabul edildi. 23 Ocak Cumartesi günü fotograf çekimimiz var. Birde sözleşme imzalayacağız. Bakalım belki de bir reklam filmi yada dizi de oynarız.

Benim çocukluğuma dair o kadar az anım var ki...
Kızımın benim gibi sadece birkaç fotograftan oluşan bulanık bebeklik-çocukluk anıları olsun istemediğimden onu bu işe sokmak istedim. Çok değil sadece 1 tane bile iş teklifi gelirse ileride gülümseyerek hatırlayacağı güzel bir anısı olması için kabul etmek istiyorum...

Bakalım ilerleyen günler bize neler gösterecek...

30 Kasım 2009 Pazartesi

Diyet günlerim başlıyor...

Gebelik başlangıcında niyetlendiğim diyetisyen maceram "amaaaan 40 yılın başında bebek yapıyorum, yiyeyim gitsin doğumdan sonra veririm kiloları" dememle birkaç haftada sona ermişti...



Bu söylemlerin ardından homini hırtlar ve hakikaten neredeyse akşam yemeğimi yer yemez saat 19:00 gibi tumba yatak yapmamın da etkisi ile tam 23 kilo aldım...



Doğum ve ödemlerin inmesi sonrasında bir miktar kilo vermiş olsam da hatırı kalır bir miktar hala benimle..



Uzunca bir süre emzirme gerekçesi ile diyet yapmamın doğru olmayacağını savundum ve abartmadan yemeye devam ettim. İşe başlamamın ardından bir miktar daha kilo kaybım olsa da kendime hep bayram dönüşü adam akıllı bir diyetle gebelik öncesi kiloma erişmeyi hedef olarak koydum.



Hatta yıllar önce severek aldığım bir eteğimi bu kış bitene kadar giyebilmek gibi oldukça yüksek bir hedefle bugün başlıyorum diyete...

Niyeyse hafta başı diyete başlama takıntısı vardır ya bende bu nedenle ayın 1' inde değil 30' unda başlıyorum diyete...


Umarım başarılı olur ve fotograf karelerinde olmamı engelleyen ruh halime inat bol bol kızımla birlikte objektife gülümserim :))

Yıllık izin ve Kurban bayramı...




Doğum öncesi, doğum sonrası, ücretli, ücretsiz derken 7,5 ay süren doğum iznim bittiğinde yeterince evde kaldığımı düşünerek işe başlamayı, henüz kullanmadığım yıllık iznimi bayramla birleştirerek ileriki zamanlarda kullanmayı uygun bulmuştum.




İyiki de öyle düşünmüşüm...


Akıllı kadınım vesselam :)




Çalışmaya bir kere başlayınca hakikaten zaman su gibi akıp geçti. 2.5 aylık maratondan sonra kısa da olsa tam zamanlı annelik günlerime dönmek iyi geldi...




Tatilim 12 Kasım Perşembe saat 17:15 itibarı ile başladı. Gözünü seveyim şu süt izninin :)




Aydın için sabırsızlıkla hazırlıkların yapıldığı haftasonu güzel ama çabucak geçiverdi...




Ve nihayet büyük gün...


Sonunda yeniden Aydındayız kızımla birlikte...




Fakat evdeki hesap çarşıya pek uymadı maalesef...


Etrafımızda birçok gripli insan olunca bende dayanamayıp "gripliler" kervanına katılıverdim daha tatilimin başlarında....




Sonrası mı??




Tatilimin sonuna kadar hatta döndüğümde de yakamı bırakmayan burun akıntısı...


İnsan burnundan nefes almayı özler mi? Valla ben özledim...




Nefes alamayınca rahatta uyunmuyor zaten, kızım da hem yerini yadırgadı hem de uykusuz gecelerimde kendince nağmelerle bana eşilik etti...




Zorlandığım gecelerde bebefonu kendi odasına alan anneciğim kızımı yeniden uyutmakta hep bana yardım etti sağolsun...




Ha birde tabi gelenler, gidenler, gece misafirleri, gündüz misafirleri, yemekli misafirler, yatılı misafirler...




Gün geçmesin ki kapımız çalınmasın... Hatta abartmıyorum an geçmesinki...




Yooo şikayet ettiğimden değil ama yorulmadım dersem de yalan olur hani...




İlk hafta sonumuzda ablamlarda geldiler bizi görmeye...




Allaaaah işte curcuna tam olarak bizim evin o hali için sözlüğe girmiş bir kelime olsa gerek...




İkizler sevimli mi sevimli tam ısırmalık olmuşlar. Başta hastalıktan dolayı biraz kassakta sonlara doğru kendimi kızlarla boğuşurken buluverdim hep :))




Yaren annemi esir aldı, canım annem bu kadar adama yemek yapmaktan aynı zamanda da hepimizle ayrı ayrı ilgilenmeye çalışmaktan epey yoruldu. Dile getirmese de gözlerinden anlaşılıyordu yorgunluğu....


Aynı gün hem ablamları yolcu edip, hem ikizler sayesinde harap olan evi yeniden eski haline getirmek, hem yakın çocukluk arkadaşım Serap' ın kına gecesine katılmak ve en son gece yatılı misafirimizi ağırlayarak tatilin en yoğun gününe damgamızı vurduğumuzda gerçek yorgunluğun ne anlama geldiğini maaile anlamış bulunuyoruz...



Babamız arife günü akşamüstü saat 4 gibi geldiğinde kızımla kavuşma sahneleri de sanırım tatilimin en akılda kalan sahnelerinden birisi olacak.



Bayramımız nispeten daha sakin geçti. Eeee nede olsa iş bayramı :)

Sadece anneannem ve teyzemleri ziyaret ettik.




Kızımın tüm sevimliliği ile elde ettiği bayram ganimetinin üstüne konmam da tatilin benim için oldukça karlı geçmesine sebep oldu...

Allah daha nice bayramları görmeyi nasip eder inşallah

8 Kasım 2009 Pazar

Sonunda tutunarak ayaktayız...

tutunarak ayakta duruyorum...

oturuyorum...




Tamam hantal bir görüntüsü yok ama kızım hafiften gürbüz olduğundan motor fonksiyonların akranlarından geç gelişmesinden korktum hep. Örneğin sırtüstünden tam yüzü koyun dönmesini 6.5 aylıkken becerebildi.




Fakat çok şükür ki ilk önemli harekette geç kalmış olmasına rağmen yapabileceklerini çok çabuk keşfetti....




İlk başlarda asla desteksiz oturamayan kızım artık tek başına çok rahat oturup oturduğu yerden oyuncakları ile oynayabiliyor...




Amaaaa artık bir kademe daha atlayıp tutunarak ayakta durmaya başladı...


Evet eve tam bugün başardı kızım ayakta bizim desteğimiz olmadan durabilmeyi...




Arka odada biraz işim vardı Devrim oturma odasına gelmem için seslendi ve gördüğüm manzara inanılmaz şirindi. Kızım koltuğa yaslanarak babasının laptopuna saldırıyordu. Hemen bu kareyi ölümsüzleştirmem gerekir deyip makinayı kapınca o zor pozisyonda olmasına rağmen kızım birde bana poz vermez mi????




Bu kız valla da billa da cin gibi cin...


Hem de ne cin...


7 Kasım 2009 Cumartesi

İlk balık deneyimi...




Gebelik döneminde hayatım boyunca hiç yememiş olduğum kadar çok balık ve ceviz yedim doktorumun tavsiyesi ile. Kızım da bu sayede balığa doydu daha ana rahmindeyken. Fakat dünyaya geldiğinden beri hiç balık yememişti.


Kısmet bugüneymiş...


Kızımın Emine teyzesi hamsi tava, salata ve koladan oluşan muhteşem bir akşam yemeği menüsü ile kapıda belirdi saat 18:30 civarında. Pekte güzel sıcacık ve çıtır çıtırlardı...


Güzelce kılçıklarından arındırdığım hamsileri minik parçalar halinde kızıma da yedirdim. İçeriden alışkın olduğu bir tat olduğundan olsa gerek hiç yadırgamadan afiyetle yedi. 3 tane falan yemiştir...


Öyle tatlı bir görüntü vardı ki ellerimin yağını silip fotograf makinasını kaptığım gibi kızımın fotograflarını çekmeye başladım. Ama malum bizimki makinayı gördüğü anda poz vermeye başladığından yeme anını istediğim gibi resmedemedim ama inanın görüntü çok tatlıydı. Balığı daha karşıdan görürken ağzını kocaman açıp parçayı dili ile yanağı arasında ezip güzel güzel yedi tatlı kuzum...


Bal olsun, afiyet şeker olsun canım yavrum...


4 Kasım 2009 Çarşamba

Oyuncu kızım


Kızımın koltuktan düşme macerasından sonra oturma odamızın tam ortasına kocaman bir yorgan yazıp tüm gün üzerinde debelenmesine karar vermiştik...


Öyle de yaptık...


Özellikle evde olduğum günlerde yorgan üzerine tüm oyuncaklarımızı boşaltıp bağıra çağıra oyunlar oynuyoruz. Hele bir gün fış fış kayıkçı oyunu oynattım ki gülmekten hıçkırmaya başladı güzel kızım :)


Tabi her ne kadar yorgan üzerinde olsa da yine de gözümüz üzerinde. Zira nerede olmayacak iş varsa kaşla gözün arasında beceriveriyor...

Kısacası nerede zarar orada Alara...


Yorganı bir uçtan diğer uca hızla kat edip ya koltuğun altına kaçıyor ve kendini oraya sıkıştırmayı başarıyor, ya da prizlere saldırıp kabloları kemirmeye çalışıyor...


Bu kız emeklemeye başlayınca başımız iyiden iyiye derde girecek anlaşılan...

Hele yürüyünce düşünemiyorum...

31 Ekim 2009 Cumartesi

Kızımın 7.ay doktor randevusu...


Yağmurlu ve kasvetli bir Cumartesi günü...

Bugün yine kontrol ve aşı günü...

Bundan tam 6.5 ay önce kızımın 1. ay kontrolünde kalça ultrasonu çektirmiştik. O gün doktor 7. ayını doldurduğunda rutin kalça çıkığı kontrolü için bir de röntgen çekileceğini söylemişti. O an bana 7. ayın sonu o kadar uzak gelmişti ki...
Halbuki günler saniyeler kadar hızlı geçmiş ve işte biz bugün röntgen için hastaneye gidecektik...

Kızım erkenden uyanıp onu almam için ısrarla bana seslenince dayanamayıp bende erkenden uyandım. Fakat erken uyanmamıza rağmen nedense bugün bir türlü hazırlanamadık. Yine son ana kadar koşuşturma moduna girdim. Aşı kartı alındı mı? Atta çantasında su var mı? Yedek body var mı? ....


Aslında domuz gribi önlemi için şirketten maske getirmiştim. Hastaneye giderken takmak istiyordum ama malesef evde unutmuşum...
Acele işe şeytan karışmasa olmaz zaten...


Randevumuza 15 dakika kala hastaneye ulaşınca kahvaltı için bir pastaneye uğrayıp harika atıştırmalıklar alıp afiyetle mideye indirdikten sonra tam zamanında Erkan Beyin odasına girdik. Her zaman güle oynaya muayene olmamıza rağmen bu ay kızım ilginç bir biçimde daha muayene masasında soyunurken ağlamaya başladı. Hele ki doktor bey muayene etmeye başlayınca hepimizi şaşırtacak derecede çok ağlamaya başladı. Doktorumuz verdiği tepkilerin çok doğal olduğunu bu aylardan itibaren çocukların doktorlardan korkmaya başlayabileceğini söyledi. Muazzam çığlıklar ve hıçkırıklar eşliğinde muayenemizi olduktan sonra sıra geldi aşımıza...

Aşı sırasında da yaygarayı basan kızım Allahtan çabuk sakinleşti ve muayenenin sonunda nihayet doktor amcasına gülücükler atmaya başladı...

Çok şükür gelişimimiz gayet güzelmiş.

Boy: 69.5 Kilo: yaklaşık 9000 gr

Çıkışta özel sağlık sigortamızın kalça çıkığını doğumsal bulması nedeni ile röntgenin parasını ödememesi nedeni ile hafiften sinirlensem de kızımın sağlığının yerinde olmasına şükür ederek çıktım hastaneden...

Dönüşte deli gibi yağmur yağıyordu. Markete uğrayıp içecek birşeyler aldım. Devrim dönüşte işe gitti. Malum domuz gribi münasebeti ile işleri epey açıldı...

Birkaç saat sonra Gülçin ve kızı Gülce kızımın ziyaretine geldiler. Uzun süredir görmediğim için özlemişim Gülçini. Güzel güzel sohbet ettik. Kızım da Gülce ablası ile oyunlar oynadı...

Ne güzel bir gündü...
Allah ağzımızın tadını hiç bozmasın...

30 Ekim 2009 Cuma

Tracy sana sesleniyorum...


Bundan 4 ay önce (tam zamanlı annelik günlerimde) internette sörf yaparken, bebek bloglarını dolaşırken, bebeği olan arkadaşlarımdan sık sık duyduğum şu meşhur kitabı oldukça merak etmiş ve yana yakıla internetten kitabı bulup derhal siparişini vermiştim.

Kitap elime geçtiğinde zaman kaybetmeden okumaya başladım...

İlk konular bebeklerin tanımlamakla ilgiliydi. Kitaba başlar başlamaz kızımın "kitap bebek" olduğuna karar vermiş ve epeyce sevinmiştim. Hatta kitapla ilgili ilk yazımı yazmıştım dayanamayıp. Ama kitabı okumaya başladıkça bende paranoya ve suçluluk hisleri oluşmaya başladı.

Acaba bebeğim bir atıştırmacı bebek haline mi dönüştü?

Gündüzleri tetik ve az uyumasına ben mi sebep oldum?

Geceleri sorunsuz geçmesine rağmen gündüzleri neden uyku sorunumuz var?

Bebeğim gereğinden sık mı yemek yiyor?

3 saatlik mi 4 saatlik mi EASY uygulamalıyım?

Bu örnekleri sıralamakla bitmez...

Neymiş efendim bebekle ilgili birsürü olayın dibinde yatan unsur hatalı ebeveynlikmiş.

Tamam bir program uygulanması kısmına bende katılıyorum ama bebeklere birer robotmuş gibi yaklaşılmasına tamamen karşıyım.

Kitabı okumayı bıraktım, en azından 2 yaş sendromu ve tuvalet eğitimine kadar elime almayı da düşünmüyorum.

Kitap ile ilgili benim gibi araştırma yapan anne adayları yada annelerin yazıma ulaşacağını umarak bu yazıyı kaleme aldım...

Benim fikrim bu tabiki tercih sizlerin...

Kızım her geçen gün büyüyor, her gün yeni şeyler öğreniyor...

Ortaya karışık...







İşe başladıktan sonra zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz oldum...

Her sabah güne saat 05:45 te başlamama ve sürekli "koştur koştur" modumda olmama rağmen işlerim asla ama asla bitmiyor. Bu noktada yapmayı istediğim ama bir türlü zaman bulamadığım aktivitelerin ardından hayıflanırken bir yandan da biri 5 diğer ikisi 1.5 yaşında olan 3 çocuğu ile her türlü aktivitenin hakkından gelen ablamı da sürekli saygıyla ve hayretle anıyorum...

Allahtan Şerife ablamız çok iyi, sağolsun bana her konuda yardımcı oluyor. Zaten çalışan bir kadının en büyük hayali eve geldiğinde bir kap yemek bulmakmış, ben birsürü güzel ve lezzetli yemekle karşılaşıyorum ki gerçekten harika bir duygu. Zaten bir de yemek yapsaydım bu işlerin hakkından hiç gelemeyecekmişim...

Tüm bu yoğunluğun arasında günlüğüm ve bloğum güme gitti bu aralar. Günlüğümde eksik kalan günleri oturup tamamladım hafızama resetlediğim taze anılar daha fazla çürümeden. Sıra blogta... Bir süredir hiç yazamadığım bloğuma en azından geçen zamandaki olayları topluca anlatan tabiri caizse "ortaya karışık" bir yazı hazırlamak için oturdum bilgisayarımın başına...

Kızım mışıl mışıl uyurken...

Yazmadığım dönem içinde başımızdan geçen en önemli olay kızımın düşüşü idi.
Tarih: 13 Ekim Salı...
Olacak ile öleceğin önüne geçilmez der hep annem. Gerçekten de öyle oldu...
Dewrim o akşam mesaideydi. Bende iş dönüşü yemeğimi yiyip kızımla oyunlar oynayıp onu yorduktan sonra gözlerinden uyku akan kızıma pijamalarını giydirip uyku moduna sokmaya hazırlanırken onu sadece birkaç saniyeliğine koltuğun üzerinde bırakıp koşarak odasına çorap almaya gittim. Daha kolidorda odaya doğru koşuyordum ki kızımın çığlığı ile irkildim. Odaya geri koştuğumda kızımı yerde buldum...
Ağlaması iyi derler düşen çocuğun...
Bıraktım biraz ağladı. Tabi kıyamadım öptüm, kokladım, bağrıma bastım sussun diye. Fazla ağlamadı zaten kolayca sakinleşti....
Aklımda hiç soru işareti yokken kızımın 2 kere kusması ve ara ara kusmaya yeltenir gibi davranışları yavaş yavaş kafamda soru işaretleri oluşturmaya başladı. Sanemle konuştuk. Aklında kalmasın doktora git bence deyince dayanamayıp Dewrimi aradım. Apar topar işten geldi ve yakındaki Anadolu Sağlık Merkezine gittik. Fizik muayenesinde sorun yok dedi doktor ama muayene sonrası kusmaya çalışınca doktor BT çektirmemizi önerdi. Fakat tek şart kızımın uyumasıydı. Kabul ettik tabi hemen ama ne hikmetse kızım uyumayı reddetti hep. Ne zaman o kocaman aletin içine girse hemen gözlerini açıverdi. Bu şekilde yaklaşık 2.5 saat uğraştıktan sonra BT çektirememiş olarak eve geri döndük.
Doktorun önerisi ile 4 saatte bir kontrol etmek gerekiyordu.
Ne 4 saati 4 dakika bile gözümü kırpmadan bebefonun başında kızımı izledim...
Ona birşey olmaması için dua ederek tabi...
Neyseki kızım gayet iyiydi...
Allah kimseye evlat acısı yaşatmasın... Ben iyi olduğunu bildiğim halde uyuyamadım, gerisini düşünemiyorum bile...

Bu günlerde hava bozmuş olsada geçen 2-3 haftasonu havalar neredeyse bir yaz günündeki kadar güzel ve güneşliydi. Herkes gibi biz de kendimizi sokaklara vurduk tabi. Kızımla gezmek artık çok güzel. Bayılıyor arabasında bakınmayı. Etrafında o kadar çok şey varki keşfedilecek...
Hiç birini kaçırmak istemediğinden genelde pek uyumuyor, taki yorgunluktan sızana kadar...

Geçen haftalarda bir gün Metehan bebeği ziyarete gittik. Epeyce büyümüş, eli yüzü belirginleşmiş. Meral bir Metehana birde Alaraya bakıp bakıp oğlunun Alara kadar büyüdüğü günleri hayal edip durdu, bense kızımın Metehan kadar küçük olduğu günlerin ne kadar geride kaldığını düşündüm hep. Halbuki sadece 6 ay geçmiş ama sanki 6 yıl kadar geride kalmış o günler...

Haftasonları standart aynı şeyleri yapmaktan çok bıkmıştık, havalarda güzel olunca bu aralar Avrupa yakasında takılıyoruz. Bir hafta Eminönü, bir hafta Merter...
Bol bol alışveriş yapıp moral ve enerji topluyorum...

Velhasıl genel hatları ile Ekim ayımız gayet güzel geçti. Yarın doktor randevumuz ve aşılarımız var. Zaten bu aydan sonra 12. aya kadar aşı yokmuş. Ha bir de kalça ultrasonu çekilecek. 1 ay ve 7. ayda yapılıyor. 1. ay yaptırdığımızda taaaaaa 7. ayda bir daha yapılacakmış ohooooo demiştim. Şu zaman denen şey ne çabuk ilerliyor...

Kasım ayımız kısmetse çok güzel geçecek. Ayın 12 sinde izne çıkıyorum. 16 Kasımda Aydına gidiyoruz kızımla. Babamız bayramda gelecek. Hep birlikte güzel bir bayram geçireceğiz. Kızımın 2. bayramı olacak. Sonra İstanbula döneceğiz. Dönüşte bir hafta daha evde kalıp işe 7 Aralıkta başlayacağım. Anlayacağınız arkadaşlarımın deyimi ile " bu sene tatile gözüm doymuyor " ...

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts with Thumbnails

Bizim aile...